Recent Updates Sayfa 22 Toggle Comment Threads | Klavye Kısayolları

  • diyetzayifla 12:00 on 09 January 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Etiketler: KÜRTAJ HAMİLE KALINMASINI ZORLAŞTIRABİLİR   

    KÜRTAJ HAMİLE KALINMASINI ZORLAŞTIRABİLİR 

    Kürtaj işleri zorlaştırabilir.

    İstenmeyen gebelikler ya da düşükler sonucu yapılan kürtajda bazen sorunlar çıkabilir, enfeksiyon oluşabilir Enfeksiyon rahmin alt kısmında ya da karın içine kolayca yayılabilir. Bu yüzden kadının hamile kalması zorlaşabilir. Prof.Dr. Derin KÖSEBAY


    Menopoza mı girdim?

    42 yaşında, 1 yıllık evli bir kadınım. Geçen ağustos ayında evlendim. O zamana kadar düzenli giden adetim eylül 2008′de olmadı. Ekim’de oldu, kasımda yine olmadı. Test için gittiğimde menopoza girdiğimi söylediler. Ancak son aylarda ekim, kasım ve aralık (2009) aylarında yeniden adet görmeye başladım. Az az geliyor ama tam 28 günde bir oluyor. Annem 45-46 yaşında menopoza girdi. Ben menopoza mı girdim yoksa başka etkenlerden dolayı mı böyle oldu? Bir yıl aradan sonra yeniden adet görmek normal mi? Yumurtalıklarımda kist ya da myoma da rastlanmadı. [Menopozda Kanama Varsa]

    Prof.Dr. Derin KÖSEBAY : Menopoz tanısı kanda yapılan hormon ölçümleri sonunda konur ve sanırım sizde de bu ölçümler yapılmıştır. FSH yüksekliği yumurtalıkların yeterli çalışmadığının bir göstergesidir. FSH’ı yükselmiş ve adetten kesilmiş birinde adetlerin tekrar başlaması ve FHS’ın normale dönmesi demektir. Ancak ya mucize şeklinde değerlendirilmeli veya hormon ölçümlerinin yanlış olduğu düşünülmelidir. Erken menopoza kesin ırsi bir olaydır denemez… Annesi 50 yaşında menopoza giren biri 30 yaşında da erker menopoza girebilir. Sizin hormon ölçümlerinizi tekrarlamakta yarar var. Eğer sonuçlar yine menopoz diyorsa, doktorunuz eksik olan hormonunuzu dışarıdan vererek şikayetlerinizi (Halen olan ve menopoza bağlı ileride çıkacak şikayetleri) sonlandırabilir. Daha konforlu bir hayatınız olmasına yardımcı olabilir.

    Kürtajdan iltihap kapmışım, hamile kalamıyorum

    21 yaşındayım, 9 aylık evliyim. Bebeğimi 11 haftalıkken kaybettim, kürtaj oldum. Kürtajdan 1 ay sonra doktora kontrole gittiğimde iltihap kaptığım söylendi. Aradan 6 ay geçti ama hamile kalamadım. Sizce bu durum iltihaplanmadan mı kaynaklanıyor? Şu aralar yine iltihap tekrarladı, ilaç kullanıyorum. Hamile kalmak için beklemem gerekiyor mu?

    Prof.Dr. Derin KÖSEBAY : Düşük sonrası yapılan kürtajların en önemli komplikasyonlarından biri enfeksiyonun oluşmasıdır. Enfeksiyon kolaylıkla rahimin yukarı bölümlerine ve hatta karnın içine kadar yayılabilir (Peritonite neden olabilir). Böyle büyük bir enfeksiyon rahim içinde ve karın boşluğunda da (Bağırsaklarla rahim ve yumurtalıklar arasında) yapışıklıklara neden olabilir. Sonuçta spermin yumurtaya ulaşımı engellenerek gebelik mümkün olamaz. Ayrıca rahim içinde meydana gelebilecek düzensizlikler ve bozukluklar döllenmiş yumurtanın gelip rahim içine yerleşmesini engelleyerek yine gebeliğin olmamasına neden olur. Sonuçta sizin doktora başvurup muayene olmanız, gerekli incelemeleri yaptırmanız ve belki de rahim filmi çektirmeniz gerekiyor.

     
  • diyetzayifla 08:00 on 09 January 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    ÇOCUKLARDA ÖKSÜRÜK VE YÜKSEK ATEŞ 

    Çocuğunuzun öksürük nöbetleri ne sizi uyutuyor ne de onu! Anne-baba olarak içiniz sızlıyor. Çocuklarda öksürük kışın en sık görülen şikayetlerden biri. Peki öksürükle başa çıkmak için ne yapmak gerekiyor?

    Öksürük gerçekte vücudun bir savunma mekanizmasıdır ve solunum yollarının en üstünden (burun içi bir sorundan) en altına kadar herhangi bir noktadan kaynaklanabilir. Kişi öksürerek üst veya alt solunum yollarındaki enfeksiyon etkeni ve alerjik madde gibi yabancı cisimleri vücudundan atmaya çalışır. Bu refleks mekanizmanın baskılanması çocuklarda tehlikeli sonuçlar doğurabileceği için öksürük kesici ilaçlar çocuk yaş grubunda kullanılmamalıdır.

    Çocuklarda tedavi uygularken amaç öksürüğü kesmek değil, öksürüğe neden olan sorunu oradan kaldırmak olmalıdır.

    * Burun akıntısı
    * Boğaz ağrısı
    * Baş ağrısı
    * Ateş
    * Kusma
    * Hırıltı, hışıltı
    * Sık nefes alma
    * Zor nefes alma öksürüğe eşlik edebilir.

    YÜKSEK ATEŞ VARSA DİKKAT!

    Öksürüğe eşlik eden bulgular arasında yüksek ateş (39 ve üzeri) zor ve sık nefes alma, morarma gibi sorunlar varsa acil doktora başvurmak gerekir. Özellikle yemek esnasında ani başlayan öksürük zor ve sık nefes alma eşlik ediyorsa yabancı cisim yutulması düşünülür, çok acil tanı konup tedavi edilmesi hayati önem taşır. Çok yüksek ateş (39 ve üzeri) ile birlikte görülen öksürüklerde alt solunum yolu enfeksiyonu (zatürree) riski olduğundan, acil tanı ve tedavi şarttır. 3 haftadan kısa süren akut öksürük nedenleri arasında kış aylarında başta üst solunum yolu enfeksiyonları gelir. (Farenjit, tonsilit, otit, sinüzit, krup-larenjit vs…) 3 haftadan uzun süren kronik öksürüklerde ise enfeksiyonlarla birlikte alerjik hastalıklar (alerjik bronşit, astım) ön planda düşünülür. Ülkemizdeki sıklığı göz önüne alındığında kronik öksürüklerde tüberküloz-verem hastalığı da unutulmamalıdır.

    VÜCUDUNUN DİRENCİNİ ARTTIRIN

    Özellikle yuva veya kreşe giden çocuklarda kış aylarında her ay hafif üst solunum yolu enfeksiyonları geçirilebilir. Öksürük kısa süreli ise, ateş ve solunum sıkıntısı eşlik etmiyorsa bu yaş grubundaki çocuklarda öksürük ilaçları kullanmaya gerek yoktur. Vücut direncini artırmak, dengeli bir beslenme düzeni sağlamak gibi önlemlerle kısa süreli öksürüklerde iyileşme sağlamak mümkündür.

     
  • diyetzayifla 23:00 on 08 January 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Etiketler: BEBEKLERDEN UZAK TUTULMASI GEREKEN GIDALAR   

    BEBEKLERDEN UZAK TUTULMASI GEREKEN GIDALAR 

    1 Yaşına Kadar Bebeğinizi Bu Gıdalardan Uzak Tutun

    Bebeklerde ve çocuklarda beslenmenin temel amacı, uygun büyüme ve gelişmenin sağlanması ve besin eksikliği durumunun engellenmesidir. Büyümenin ve beyin gelişiminin en hızlı olduğu 0-2 yaş arası dönem, beslenmenin en önemli olduğu zamanlardır.

    0-2 yaş arasında dengeli bir beslenme ile birçok akut ve kronik hastalıklar önlenebilir ya da hafif geçirilir.

    Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, bebeklerin 1 yaşına kadar yememesi gereken bazı gıdalar şöyle sıralanmaktadır:
    BEBEKLERDEN UZAK TUTULMASI GEREKEN GIDALAR

    • Bal, birçok çiçek tozundan oluştuğu için yüksek dozlu bir alerjendir. İçindeki alerjik maddeler yetişkinler için önemli değilken, bebeklerde tehlikeli sonuçlar doğurabilir.
    • Yumurtanın beyaz kısmı, protein yapısı nedeniyle yüksek alerjik özelliğe sahiptir. Alerjisi olmayan bebeklere 9 aylıktan sonra çok az miktarlarda başlanarak denenebilir.
    • İnek sütü de alerji riski taşır. 1 yaşına kadar direkt içirilmemelidir ama evde yoğurt mayalarken rahatlıkla kullanılabilir. Yoğurt haline geldikten sonra inek sütünün protein yapısı değiştiği için zararlı etkileri ortadan kalkar. Yoğurt çok faydalı bir protein kaynağıdır, 6. aydan sonra bebeklere her gün yedirilmelidir.
    • İnek sütü ayrıca bebeklerde demir eksikliğine ve kabızlığa neden olabilir. 1 yaşından sonra inek sütü verilebilir, bu dönemde günlük en fazla 500ml (2 su bardağı) tüketilebilir.
    • Karaciğer haricinde tüm sakatatlar, özellikle beyin virüs taşıma ihtimali nedeniyle bebeklere hiçbir zaman verilmemelidir.
    • Kafein içeren kahve, kakao, çikolata gibi besinler. Kafein bebeği sinirli yapabildiği gibi kalsiyum ve diğer besleyici maddelerin emilimini de engeller.
    • Çay hiç besleyici değeri olmadığı gibi çocuklarda kansızlık yapabilir. Çocuk beslenmesinde hiç yeri yoktur, 1 yaşından sonrada verilmemelidir.
    • Tütsülenmiş balıklar (somon veya alabalık) tazeliklerini korumak için genellikle nitratlarla işlem görmeleri nedeniyle zararlıdır.
    • Tatlandırıcı içeren (sakarin, aspartam vs.) her türlü hazır gıda, doğal olmayan meyve suları, hazır puding 1 yaşına kadar kullanılmamalıdır.
    • Salam, sosis ve sucuk gibi işlemden geçirilmiş etler, konserveler de 1 yaşından önce verilmemelidir. Bu tip gıdaların içeriğinde kimyasal maddeler bulunmasının yanı sıra yağ ve kolesterol yönünden zengin olmaları zararlı olabilir, bazen de granül hale getirilmiş kemik içerirler.
     
  • diyetzayifla 20:00 on 08 January 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Etiketler: KAN KANSERİ VE KANSIZLIĞA KARŞI   

    KAN KANSERİ VE KANSIZLIĞA KARŞI ÖNERİLER 

    Babam kan kanseri oldu. Kansızlığı var. Ne yapmalıyız?

    Babama 3 yıl önce kan kanseri (ALL lösemi) tanısı konuldu. İlaç tedavisi başlanmadı. Babam 3 ayda bir filmler ve tahlilleriyle takip ediliyor. Doktorumuz “Trombositler düşerse ve WBC testi 100 bini aşarsa kemoterapiye başlayacağız” diyor. Babamın WBC değeri şu an 60 bin. Fakat dalak ve karaciğerde büyüme var. Ayrıca kansız. Diğer organları korumak ve kansızlığı ortadan kaldırmak için ne yapmalıyız? Ö.A.

    LösemiProf.Dr. Erkan TOPUZ : Doktorunuzun dediği gibi belli kriterler oluşmadan kemoterapi yapılmaz, babanız sıkı takipte tutulur. Lösemide kansızlık, halsizlik ve grip sık görülen şikâyetlerdir. Hastalığı tetiklediği için bunlara karşı çok dikkatli olmak gerekir. En tehlikelisi griptir. Bu nedenle babanız kalabalık ortamlardan uzak dursun, gripli kişilerle temas etmesin, C vitamini ve yılda 2 kutu ekinezya bitkisi ekstresi kullansın, babanıza diğer önerilerim şunlar:

    ■ Doktorunuza danışarak cordyeceps ve reishi mantarı hapı kullanın. Bu destekler immün sisteminizin güçlenmesine yardımcı olur ve sık grip olmanızı engeller.
    ■ Beta karoten denen madde sizin için çok şifalı. Hormonsuz havuç ve domates suyu içerek ihtiyacınız olan beta karoteni alırsınız.
    ■ Nar, ananas ve organik elma en çok tercih etmeniz gerekenler meyveler.
    ■ Mikrop riskini azaltmak için sebze ve meyveleri çok iyi yıkayın, daha sonra sirkeli suda bekletin.
    ■ Kısa bir süre sonra çağla çıkacak, immün sistemini güçlendirmede çok yararlı olduğu için çağla mevsimini kaçırmayın, bol bol yiyin.
    ■ Koyu yeşil, koyu kırmızı ve siyah meyve sebzeleri sofranızdan eksik etmeyin.
    ■ Her gün 2-3 tane haşlanmış yumurta beyazı yiyin.
    ■ Kansızlığa mani olmak için haftada 2 kez yağsız kırmızı et tüketin. Her gün 1 avuç kuru üzüm kan yapar. Yine ıspanak, pazı, maydanoz gibi yeşiller de kansızlığı engelelr.
    ■ Her gün 1 avuç fındık ve ceviz tüketin. En önemli immün güçlendirici olan yoğurdu sofranızdan eksik etmeyin.
    ■ Keçi peyniri ve çökelek yiyin.
    ■ Semizotu, karahindiba, kuzukulağı, tere ve biberiye mutlaka sofranızda bulunmalı.
    ■ Çay tercihiniz ısırgan yaprağı-kökü, yeşil çay ve kuşburnu olsun,
    ■ Zerdeçal tüketemiyorsanız günde 2-3 tane hapını (turmeric) kullanın. ; Yemeklerinize zencefil ve kekik ilave edin.
    ■ Şekerli yiyeceklerden uzak durun. Şeker ihtiyacınızı meyvelerden sağlayın.
    ■ Beyaz ekmek yerine esmer ekmek tercih edin.
    ■ Tuzu azaltın, kaya ya da deniz tuzu kullanabilirsiniz.
    ■ Doktorunuza danışarak C vitamini kullanın.
    ■ Her gün 1 çorba kaşığı taze çekilmiş çörek otu tüketebilirsiniz.

     
  • diyetzayifla 12:00 on 08 January 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Etiketler: RAHİM ALINMASI CİNSEL HAYATI BİTİRMEZ   

    RAHİM ALINMASI CİNSEL HAYATI BİTİRMEZ 

    Dünyada ve Türkiye’de çeşitli hastalıklar sonucu bazı kadınların rahimleri alınabiliyor. Ancak bunu büyük bir sorun haline getirmemek, olaya tedavi amaçlı bakmak gerekiyor. Ayrıca rahim alınması kadının cinsel yaşamını etkilemiyor.

    Rahim alınınca cinsel hayat biter mi?

    Rahimde yapılan herhangi bir ameliyat sonucu rahmi alınan kişinin cinsel hayatı biter mi? Çevremde, rahmi alınan birkaç kişi cinsel ilişki sırasında hiçbir şey hissetmediklerini söyledi. Söyledikleri ne kadar doğrudur?

    CEVAP: Dünyada çeşitli hastalıklar nedeniyle rahmi alınmış milyonlarca kadın yaşıyor. Cinsellik konusunda böyle hastalarda yapılmış pek çok çalışma var. Bu çalışmalardan hemen hiçbiri sizin çevrenizden duyduklarınızı doğrulamıyor. Yani rahim olmaması kadınlığın bittiği anlamına gelmiyor. Cinselliğin sona erdiği anlamı taşımıyor.

    Kasıklarda ve makatta ağrı var, nereye başvurmalıyım?

    31 yaşındayım, adetlerim düzensiz değil. Ancak son dönemlerde kasıklarımda ve makat kısmımda ağrılar duymaya başladım. Sürekli baş ağrısından şikayet ediyorum. Şişkinlik ve kabızlık çekiyorum. Nereye başvurmam gerekiyor?

    CEVAP: Öncelikle bir kadın doğum uzmanına başvurun. Kasıklarda ve makata vuran ağrılar genellikle yumurtalıklar veya çevre dokuların hastalıklarında görülür. Karın içindeki olaylar pek çok organı etkiler. Mesela yumurtalıkların iltihabı veya urları, bağırsakların da az çalışmasına neden olabilir.

    3 ayda bir adet görüyorum, neden?

    51 yaşındayım. Yaklaşık 1 yıldır 3 ayda bir adet görüyorum. Adet gördüğümde ortalama 10 gün kadar sürüyor ve ilk 3 gün aşırı kanama oluyor. Önceki yıllarda da fazla kanama oluyordu. 2 yıl önce kadın-doğum uzmanına muayene oldum, kötü bir bulguya rastlanmadı. Ancak benden smear alınmadı. Ne yapabilirim?

    CEVAP: Sevgili okurumuz, pek çok jinekolojik önemli hastalık 45-55 yaşları arasında ortaya çıkıyor. Siz de bu önemli ve riskli dönemde doktor kontrollerini aksatmış, 2 yıldır smear bile aldırmamışsınız. Şikayetlerinizin nedeni menopoza yaklaşmış olduğunuzdan ve hormonal eksiklikten olabileceği gibi ciddi başka hastalıklardan da kaynaklanabilir. Yapmanız gereken hemen doktorunuza başvurmanız. Vajinal smear’i aldırmanız ve muayene olmanız. Ayrıca senede bir mamografinizi de çektirmelisiniz.

    Neden düşük yapıyorum?

    32 yaşında bir kadınım, 4 yıllık evliyim. 2 aylık düşük yaptım. Bir süre sonra tekrar 1.5 aylıkken düşük daha yaptım. Bunun nedenleri ne olabilir?

    CEVAP: Düşük nedenlerini sıralarsak sayısı oldukça fazla. Erkekle ilgili olarak spermin kusurları olabilir, genetik bozukluklar olabilir. Sizde hormonal nedenler, rahmin yapısal bozuklukları, geçirilmiş veya halen mevcut olan bazı enfeksiyon, metabolizma hastalıkları gibi pek çok nedene bağlı düşükler görülebilir. Yeni bir gebeliğe başlamadan önce mutlaka bunların araştırılması gerekiyor.

     
  • diyetzayifla 08:00 on 08 January 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Etiketler: ÇOCUĞUNUZUN BOY VE KİLOSUNU İZLEYİN   

    ÇOCUĞUNUZUN BOY VE KİLOSUNU İZLEYİN 

    Çocukların sağlıklı büyüyüp gelişmeleri, bedensel ve ruhsal olarak kendilerini daha iyi hissetmeleri, hatta okul başarıları, doğru dengeli ve yeterli beslenip beslenmedikleriyle yakından ilişkilidir.

    Çocuklarda Boy ve KiloSağlıklı büyüme ve gelişmenin önemli işaretlerinden ikisi kilo ve boy artışıdır. Bu nedenle yalnızca aşırı kilolu olma riskini değerlendirmek için değil, sağlıklı büyüme ve gelişmeyi sürdürdüklerini izlemek için dekilo ve boy takibi yapmanız gerekiyor.

    En iyisi, sabah uyanınca kahvaltıdan önce ayaklar çıplakken üzerlerinde sadece iç çamaşırı bulunurken boy ve kilolarını belirlemeniz. Banyonuzda mutlaka kaliteli bir tartı aleti bulunsun. Daima aynı tartıyı kullanın. Elde ettiğiniz değerleri çocuk doktorunuzla konuşun, tartışın.

    Çünkü çocuğunuzun gelişim grafiğini elde ettiğiniz ölçümleri değerlendirecek en iyi kişi bir çocuk sağlığı uzmanıdır. Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı, boy-kilo sonuçlarını sadece rakamsal değeri bakımından değil, genel sağlığı bakımından da değerlendireceği için en doğru kararı verecektir.

    Bazı çocuklar diğerlerinden daha iri yapılıdır. Kasları daha fazla kemikleri daha büyüktür, kalındır. Diğerleri daha zayıf ve nahif yapılıdır. Böyle durumlarda sizin hatalı bir karar verme ihtimaliniz olabilir.

    Kısacası özellikle 12 yaş altında bir çocuğun sağlıklı gelişip gelişmediği, büyüyüp büyümediği normal, zayıf ya da şişman olup olmadığı kararını kesinlikle bir çocuk sağlığı uzmanına bırakmanız gerekiyor.

    İsteklerine kulak verin

    Çocuk ve gençlerin bazı takıntıları vardır. Bunlara da dikkat etmenizi öneririm. Mesela çok sıcak yemekleri sevmezler, çok soğuk yemeklerden pek hoşlanmazlar. Çok sıcak yemeklerin soğumasını sağlayın, çok soğuk bir yemeği servis etmeden önce biraz ısıtın.

    Ayrıca fazla ısrardan da hoşlanmazlar. Sizin çok faydalı veya lezzetli saydığınız bir yiyecek onlar için hiç de cazip olmayabilir. Böyle durumlarda aynı gruptan başka bir yiyeceği ya da aynı yiyeceğin başka bir formatını alternatif olarak yedirmeyi deneyin.

    Mesela balık sevmeyen bir çocuğa ton balıklı makarna, ton balıklı sandviç, ton balıklı salata uygun alternatifler olabilir. Balık çorbasını bile düşünebilirsiniz.

    Soslardan da faydalanmayı düşünün. Sosa batırılarak yenen yemekleri, hatta sebze parçacıklarını daha keyifli yediklerini göreceksiniz. Çocuklar “batırarak” yemeyi çok sever.

    Ara öğün seçimlerine yardım edin

    Sık sık atladığımız bir nokta da ara öğün seçimleridir. Çocuklar hangi yaşta olurlarsa olsunlar atıştırmaya bayılırlar. Aslında bu doğru ve iyi bir seçimdir. Çünkü mideleri küçüktür ve büyükleri gibi günde 2-3 kez iri öğünler yiyerek beslenmezler. Bu nedenle atıştırmalar veya ara öğünler onlar için her zaman önemlidir.

    Burada dikkat etmeniz gereken temel belirleyici, atıştırma yaparken yükte (yani kaloride) hafif, pahada (yani besin içeriği bakımından) zengin, vitamini, minerali, antioksidanı bol atıştırmalar yiyip içmelerini sağlamaktır.

    Doğru atıştırmalar hangileri?

    Özetle, çocukları beslerken ara öğünler ana öğünler kadar dikkatli planlanmalı, ciddiye alınmalıdır. Önlerine günde 2-3 besleyici ara öğün konmalıdır. Çocukların atıştırmalık seçerken bazı küçük takıntıları olabilir.

    Mesela eğlenceli, renkli, şekilli, hatta kokulu atıştırmaları daha çok severler. Dikkat edilmediğinde gofret, cips, grissini, bisküvi, browni gibi yanlış ve hatta zararlı olabilecek atıştırmalara ağırlık vermeleri bundandır.

    Oysa yoğurt, dil peyniri, sürme peynir, hatta puding gibi süt ürünleri ve hatta bazen sütün kendisi kahve özleriyle ya da meyvelerle zenginleştirilmiş sütlü, yoğurtlu yiyecek içecekler, ayran da atıştırma ya da “abur cubur” niyetine yedirilebilir ki bunlar iyi ve faydalı atıştırmalıklardır.

    Taze meyveler, taze sıkılmış yüzde yüz meyve suları, kurutulmuş meyveler ve pestilleri de tavsiye ederim. Ayrıca sebzeli-peynirli tostlar, sandviçler de özellikle proteinli yiyeceklerle (ton balığı, kuşbaşı veya füme hindi) zenginleştirildiğinde faydalı ara öğünler haline gelebiliyor. Rafadan yumurtayı bile ara öğünlerde bir şekilde kullanmakta fayda var.

    İyi örnekler olun

    Ortak günahlarımızdan biri çocuk ve gençlere iyi rehberlik etmemek ve doğru örnekler olamamaktır. Çocuklarımızla birlikte yenen yemekler ve o yemeklerde sergilenen yeme davranışlarımız çocuklarımızın beslenmesini ve yeme davranışlarını derinden etkiliyor.

    Bu nedenle birlikte yemediğiniz zamanlarda bile onlarla masada olmaya gayret etmek şart. O masaların bir de “sosyal boyutu” var çünkü. Ayrıca yemek süresinde gösterilecek şefkat davranışları, ilgi ve sevgi de onları etkiliyor. Çocuklar bizi izliyor, taklit ediyor. Biz ne yapıyorsak, benzerini yapmak eğilimindeler.

    Her sofrayı bir “beslenme eğitimi zamanı” gibi değerlendirmek bu nedenle çok önemli. Yavaş yemeyi alışkanlık haline getirmeyi öğretmek, onları iyi ve uzun süreli çiğnemeye teşvik etmek, sofrada kendi kendilerine servis yapmayı öğretip porsiyon büyüklüğü konusunda fikir sahibi olmalarını sağlamak, farklı yemeklerin ve yiyeceklerin sağlığa olan olumlu etkilerini çok fazla öğüt verici bir havaya girmeden anılarla, aile büyüklerinin hikâyeleriyle süsleyerek anlatmak önemsiz gibi görünen ama iyi sonuçlar veren davranışlardır.

    Sizin sofra alışkanlıklarınızın onlar tarafından aynen taklit edildiğini aklınızdan çıkarmayın. Siz meyveler yerine tatlılara odaklanırsanız, kızartması, yağı, şekeri, unu bol bir beslenme planını ısrarla uygularsanız çocuklarınız da size özenecek ve benzeyecektir.

    Okul tercihinde bile etkili

    Ben sizin yerinizde olsam, sadece eğitim kalitesine bakarak okul seçimi yapmam. Sağlıklı seçimleri teşvik edene okulları tercih ederim.

    Egzersiz spor merkezleri olan, temiz, iyi havalandırılmış sınıflarda eğitim veren, kantini yemek servisi bakımından özenli davranan, tuvaletleri, lavaboları hijyenik, güler yüzlü, cana yakın ve bilgili yani sağlıklı seçimleri önceleyen okullar zaten çocuklarınızı iyi eğiteceklerdir.

    Anorektik çocuklar artıyor

    Zayıf, incecik görünme isteği genç nesil tarafından fazlaca abartılıyor. Eğer sağlıklı kilonun ne olması gerektiği konusunda yeteri kadar aydınlatılmazlarsa, kilo takıntısı bir süre sonra bulimiya ya da anoreksiya gibi yeme bozukluklarına dönüşebiliyor.

    Her iki durumda da aşırı gıda tüketimi ve sonrasındaki kusmalar ya da gıda reddi çocuklarda ciddi kilo kaybına, hastalık derecesinde zayıflığa, hormonal sistemde ise bozukluğa yol açıyor.

    Hızla kilo kaybeden, yemeklerden sonra soluğu banyoda ya da lavaboda alan, laksetif ya da idrar söktürücü kullanan çocuklarınızı bu tür gelişmelere karşı uyarmanız, gereğinde tıbbi bir yardım aramanız yararlı olur.

    Kızlarda adetlerin başlaması

    Menstruasyon (periyot, adet), kızlarda ergenliğin en önemli olayıdır. Bu, bir kızın kadına dönüşme yolundaki fiziksel belirtilerden birisidir.

    Ergenlikle birlikte olan değişikliklerin birçoğu gibi, menstruasyon da kafa karıştırabilir. Bazı kızlar adeti sabırsızlıkla beklerken, bazıları endişe veya korku duyabilir.

    Kızların 8-13 yaş arasında iken başlayan ergenlikle birlikte vücutları ve zihinlerinde çok yönlü değişiklikler olur. Hormonlar vücutlarında büyüme ve meme gelişimini başlatır, daha sonra sırasıyla kasık ve koltuk altı kılları uzamaya başlar.

    Memelerin gelişmeye başlamasından 2-2,5 yıl sonra genellikle ilk adet olur. Bu ilk adete ‘menarş’ adı verilir ve kızların üreme sistemleri tamamen gelişmeden başlamaz.

    İlk adetin başlamasından ortalama altı ay kadar önceden, kızlar şeffaf bir vajinal akıntı fark edebilir, bu akıntı normaldir. Akıntı kötü koku veya kaşıntıya yol açmıyorsa endişelenmek gereksizdir.

     
  • diyetzayifla 23:00 on 07 January 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Etiketler: PROF.DR. CİHAN AKSOY KİMDİR?   

    PROF.DR. CİHAN AKSOY KİMDİR? 

    Prof. Dr. Cihan Aksoy Kimdir?

    İstanbul  Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
    Florance Nightingale ŞişliFizik Tedavi ve Rehabilitasyon Birimleri Koordinatörü
    Şişli OrNöRam (Ortopedik Nörolojik Rehabilitasyon Merkezi) Konsultanı

    Öğrenim, Mesleki deneyim ve Lisansüstü eğitim:
    PROF.DR. CİHAN AKSOYŞişli 19 Mayıs İlkokul 1961-1966
    İstanbul Erkek Lisesi 1966-1973
    Ç.Ü.Çukurova Tıp Fakültesi-1973-1979
    İstanbul Eminönü Belediye Tabibi 1979
    Kütahya Hava Er Eğitim Tugayı Sağlık Amirliği-1980-1981
    S.B. Bigadiç Hükümet tabibi1981
    S.B. İzmir Atatürk Hastanesinde Nöroşirüji asistanı1981-1983
    İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesinde Nöroşirürji asistanı1983-1985
    İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesinde Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon AD asistanı 1985-1988
    İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesinde Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon AD başasistanı ve öğretim görevlisi
    İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesinde Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Doçenti (Y.Doç) 1990
    Avusturya Innsbruck’ta Tıp Fakültesinde İntensiv Nöroloji ve Nörolojik Rehabilitasyon kürsülerinde misafir doçent ve Prof. Gernerd ve Prof. Schmutzhard’ la beraber araştırmacı (Burslu)
    Avusturya Viyana Klosterneuburg AUVA Weisser Hof Rehabilitasyon Hastanesinde misafir araştırmacı
    Innsbruck, Graz, Linz ve Viyana’da Prof. Lewitt, Prof. Tilscher ve Prof.Berger’den manuel tıp eğitimi
    İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesinde Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon A Dalında Multidisipliner Çene Eklem Hastalıkları Tanı Tedavi Birimi Kurucusu – (Halen birim sorumlusu) 1991
    İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesinde Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon A Dalında Lokal Enjeksiyon –Enjeksiyonlarla tedavi Birimi kurucusu – (Halen birim sorumlusu)
    İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesinde Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon A.Dalı Profesörü 1996
    Türkiye ve Varna’da Prof.Todoroff’tan manuel tıp eğitimi (2000-2002)

    Üyesi Olduğu Mesleki Kuruluşlar :

    Türkiye Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon yeterlik kurulu (Türk FTR Board) akredizasyon kurulu üyesi
    Türkiye Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Derneği (eski başkanı),
    Hareket Sistemi Hastalıkları Derneği eski Başkanı ve kurucu üyesi,
    Türk Ağrı Derneği eski 2. başkanı ve kurucu üyesi,
    Kranio-Maksillo-Fasial ve Çene Eklemi Rehabilitasyon Derneği – kurucu ve yönetim kurulu üyesi
    Temel Tamamlayıcı ve Destekleyici Tıp Derneği başkanı (TETAD) ve kurucu üyesi

     
  • diyetzayifla 20:00 on 07 January 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Etiketler: SAĞLIKLI EKLEM İÇİN YAPMAMIZ GEREKENLER   

    SAĞLIKLI EKLEM İÇİN YAPMAMIZ GEREKENLER 

    EKLEMLERİNİZ GENÇ KALSIN

    Prof. Dr. Cihan Aksoy Ölümsüzlük düşüncesi insanoğlunun yüzyıllar boyunca arayışı içinde olduğu bir hayaldir. Nice efsaneler üretilmiş, nice filimler çevrilmiştir bu hayale ilişkin. Geçmişte bazı dönemlerde bu hayal o denli abartılmıştır ki, insanlar kendileri ulaşamadıkları ölümsüzlüğe, hayallerindeki başka birilerini ulaştırmışlar, sonra da onlara ibadet etmişlerdir. Eski Yunan mitolojilerinde hepimizin isimlerini eğitimimiz sırasında bir şekilde öğrendiği tanrılar, tanrıçalar farklı güç ve özelliklerine karşın tek ortak yönleri olan ölümsüzlük ve sağlıklılık özellikleriyle bulutların üzerinden seyretmişlerdir ölümlü ve zayıf insanları. İnsanların beyinlerinde yarattıkları bu tanrı ve tanrıçaların önemli özelliklerinin başında onların hiç hastalanmamaları vardır. Aşık olur, öfkelenirler, süslü maslarda yemek yer, aralarında sohbet ederler. Kimisi Zeus gibi yaşlı, kimisi Apollon gibi güçlü, Afrodit gibi güzeldir, ama hepsi her zaman sağlıklıdır. Günümüzde ölümsüzlük hayali artık terkedilmişse de Yunan mitolojilerindeki diğer tanrısal özelliklerden biri olan sağlıklı yaşamak, en güçlü, üretici, dirençli olduğumuz dönemde olabildiğince uzun süre yaşamak yani genç kalmak hayalimiz, yaşama sevincimize katkı yapacak şekilde devam ediyor. Tıp bilimindeki gelişmeler, bu hayali destekleyen pek çok katkıyı da birlikte getiriyor. İnsanların genç ve sağlıklı yaşamak yolundaki hayallerinin giderek artmasına yardımcı oluyor. Eski dönemlerdeki önemli hayallerden olan başka maddelerden altın elde ettiğini söyleyen simyacılar, ya da devri-daim makinasını yaptığını iddia eden yarım yanlış bilimciler gibi her dönemin hayal tacirleri de varlığını sürdürüyorlar. Tabii bu hayallerimizi suistimal eden kişiler, kuruluşlar, ya da büyük ümitlerle kullanılan ürünlerin içinin boş çıkması gibi sorunlar da alabildiğine artıyor. İnsanlığın bilinen en eski hastalığı olan Osteoartrit (OA) için de benzer gelişmeler söz konusu. Bir dönemlerin yaşlılık hastalığı olan ve eklemlerin kıkırdaklarındaki yıkım ile ortaya çıkan, vucudun bu yıkıma cevap olarak yaptığı eklem yüzeyini genişleterek binen yükü azaltma anlamına gelen osteofitlerin(kemik çıkıntılarının) neden olduğu şekil bozuklukları nedeniyle halk arasında kireçlenme olarak bilinen osteoartritin artık kader olmaktan çıkmaya başladığını görüyoruz. Osteoartritin geciktirilmesi bir anlamda eklemlerin de genç kalması ile eşdeğerdir. Bu bölümde eklemlerin genç kalması için ya da osteoartrit olmamak için neler yapmamız gerektiğinden bahsedeceğim.

    SAĞLIKLI EKLEM İÇİN YAPMAMIZ GEREKENLER:

    Çalışmalar 70 yaşındaki insanların %70 inde osteoartrit , diğer bir deyişle eklem yaşlanması belirtileri olduğunu tespit etmişlerdir. Daha erişkinliğe geçiş dönemlerinden itibaren başlayan eklem yaşlanması belirtileri %50 civarındaki olguda semptom verir, bir çok insan eklemlerdeki yaşlanmayı hissetmez. Görüntüleme tekniklerinin gelişmesi ve iyi muayene teknikleri, erken dönemdeki eklem yaşlanmasını anlamamızı kolaylaştırmıştır.

    Eklem Yaşlanması Yani Osteoartrit İçin Tanımlanan Risk Faktörleri:

    Yaş almaya ilave olan şişmanlık( Özellikle dizde), kadın olma (Her ne kadar kalça osteoartriti erkeklerde biraz daha fazla ise de diğer eklem tutulumunda kadınlar daha öndedir), geçirilmiş eklem yaralanması ve iltihapları, Hipermobilte sendromları, mekanik yüklenmedeki simetriyi bozan nörolojik ve ortopedik hastalıklar, uzun süren hareketsizlikler, Kümülatif travma bozukluğu adı verilen: Zorlayıcı çalışmalar (aşırı güç harcama),u zamış, tekrarlı aktiviteler, Kötü postür, alışılmamış iş aktiviteleri, Mekanik stres (lokalize temasa bağlı stresler), Vibrasyon (titreşim), Soğuk ortam, Emosyonel stres, diş sıkma tarzında zorlamalar ve tabii çok önemli olan genetik yatkınlık ve gelişme bozuklukları şeklinde sıralanabilir. Sayılan faktörlerden ne kadar arınabilirsek eklemlerimizin o ölçüde genç kalmasını sağlayabiliriz. Ancak bunların dışında bazı temel kuralları bilmemiz ve yaşam biçimi haline getirmemiz gereklidir.

    Birinci Kuralımız:

    Use it or loose it” yani kullan yoksa kaybedersin gerçeğidir. Bir eklemde ağrı varsa o eklem özel korse ve cihazlarla belirli bir süre için hareketsiz bırakılabilir. Ancak tümüyle istirahate çekilmek yarar yerine zarar verecektir. Örneğin belağrılarında yapılan çalışmalar istirahatin uzamasının sakatlığın artmasına eşdeğer olduğunu göstermiştir. Eklemin en önemli yapılarından olan eklem kıkırdağı sertçe bir sünger gibidir ve beslenmesi için üzerine aralıklı yük gelmelidir. Böylece eklem arasındaki sıvının yenilenmesi, ve kıkrdağın beslenmesi mümkün olur. Üzerine hic yük gelmeyen eklem kıkırdağının uzun ömürlü olması mümkün değildir.

    İkinci Kural:

    Eklemi fizyolojik olmayan açılarda yüklememek gereğidir. Eklemi stabilize eden yapıların fizyolojik yönlerdeki normal zorlamalara oldukça yüksek bir direnci vardır. Ancak örneğin dizler hafif kıvrık ayaklar yerde sabit iken gövdenin dönmesi hem diz menisklerine hem de beldeki disklerin çapraz annulus liflerine yırtıcı bir kuvvet uygulanmasına yol açar. Bu nedenle insan vücudundaki stabilize eden ve destekleyen yapıların anatomisini bilmek, ya da bilenlerin önerilerine uymak gereklidir. Uzun yıllar boyunca öğrenciliğimizde derslerinde yaptığımız boyun çevirme, geri ve yan köprü kurma, tek elle ağır çanta taşıma, ergonomik olmayan sıralarda oturma gibi bazı aktivitelerin zararlarını yıllar sonra anlamış ve bu tür yanlışların büyük bir kısmını kaldırmış durumdayız.

    Diğer Bir Bilgi:

    Şişmanlığın eklem sağlığına zarar verdiğidir. Aşırı kilonun diz ağrılarına yol açtığı kanıtlanmıştır. Yine bel eklemlerimizin genç kalması için aşırı kilodan uzak durmak gerekir. Ancak beslenme önemlidir ve eklem kıkırdağını besleyen gıdaların alınması gerekir. Bu yöndeki gıda destekleri yazının tedavi bölümünde anlatılacaktır. Sportif aktiviteler: İyi ısınma, uygun soğuma, nonfizyolojik zorlamalardan kaçınma gibi kurallara uyulursa yarış için değil sağlık için yapılırsa- genel sağlığın yanısıra eklem sağlığı için de yararlıdır. Ancak: Sporcuların enaz % 4′ü her yıl antreman veya musabakalar sırasında kaza geçirir, yaralanır. Gelişmiş ülkelerde normal populasyonun %70.8′inde sportif aktivite sırasında geçirilmiş yaralanma öyküsü, %37′sinde ise bu yaralanmaya bağlı süregelen problemler olduğu saptanmıştır. Ancak Spor yapmayan toplumlardaki egzersizsizlikten kaynaklananan eklem ve yumuşak doku yaralanmaları , spor yapan toplumlardan çok daha az değildir.

     
  • diyetzayifla 12:00 on 07 January 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Etiketler: ÇEKİRDEKLİ KURU ÜZÜM FAYDALARI   

    ÇEKİRDEKLİ KURU ÜZÜM FAYDALARI 

    Sedef Hastalığı, Alerji ve Romatizmalarda Ayaktaki Ödeme Karşı Çekirdekli Kuru Üzüm

    Prof.Dr. İbrahim Saraçoğlu ‘dan kürler.

    Kür 1: Sedefe bağlı şiddetli kalıntılar

    Öğleden evvel ve öğleden sonra olmak üzere günde iki defa aç karnına yirmi-yirmibeş adet üzüm çekirdeği havanda taze olarak ezilir. Havana her defasında iki-üç adet çekirdekli kuru üzüm atılarak ezilir. Ezilmiş olan iki-üç adet çekirdek kaşık yardımıyla ağza alınarak bir miktar çiğnenir ve yutulur. Bu küre on gün devam edilir. İleri dönemlerde gerek duyulduğunda onar günlük kürler halinde tekrarlanabilir.
    - Sedef Hastalığı Hk. Detaylı Bilgi
    - Sedef Hastaları DİKKAT

    Kür 2: Alerjiye karşı direnç kazanmak

    Alerjiye karşı vücudunuza direnç kazandırmak istiyorsanız, zaman zaman, dört-beş gün arayla arka arkaya, günde iki kez, aç karnına yirmi-yirmi beş tane siyah kuru üzüm çekirdeğini havanda ezip bekletmeden tüketiniz. Alerjik bir bünyeye sahipseniz veya alerjiye karşı yatkınlık gösteriyorsanız bu kürü ayda bir defa dört-beş gün uygulayabilirsiniz.

    Kür 3: Romatizmada ayaklardaki ödeme karşı

    Öğleden evvel ve öğleden sonra olmak üzere günde iki defa aç karnına yirmi-yirmi beş adet üzüm çekirdeği havanda taze olarak ezilir. Havana her defasında iki-üç adet çekirdekli kuru üzüm atılarak ezilir. Ezilmiş olan iki-üç adet çekirdek kaşık yardımıyla ağza alınarak bir miktar çiğnenir ve yutulur. Bu küre on gün devam edilir. İleri dönemlerde gerek duyulduğunda onar günlük kürler halinde tekrarlanabilir.

    - Ödemin İlacı Diyetisyen Sevil Nas Can
    -
    Ödemi Doğal Yollarla Nasıl Azaltabilirsiniz?

    Çekirdekli Siyah Kuru Üzüm Kürleri Uygulamadan Önce Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar :
    1) Üzüm çekirdeğinin gücünden faydalanabilmek için, raf ömrünün bir yılı geçmemiş olması gerekir. Eğer satın alacağınız siyah kuru üzüm çekirdeklerinin raf ömrü bir yılı geçmişse, amaca uygun değildir. Çekirdekli kuru siyah üzümün raf ömrünü doldurup, doldurmadığını nasıl anlayabiliriz? Bunun için yapılacak iş oldukça basittir. Satın almadan önce, bir-iki tane çekirdekli siyah üzümden ağzınıza alınız ve dişlerinize zarar vermeden dikkatlice çekirdeklerini çatlatınız. Ve çiğnemeye devam ediniz. Raf ömrünü doldurmamış çekirdeklerin hafif buruk tadı açığa çıkar. Çekirdeği çiğnerken hafif buruk tat alınmıyorsa, bir yıldan fazla rafta beklemiş demektir ve amaca uygun değildir.
    2) Kaşıntıya karşı kullanılacak üzüm çekirdeklerinin taze olarak ezilmesi gerekir. Önceden hazır olarak ezilmiş üzüm çekirdeklerinin etkisi hemen hemen yok denecek kadar azdır.
    3) Üzüm çekirdeklerini dişlerinizle kırmayınız. Dişlerinize zarar verebilirsiniz. Bunun için havan kullanabilirsiniz.
    4) Kullanılacak siyah kuru üzümlerin mutlaka iri çekirdekli olanlarını tercih ediniz. Bazı gösterişli kuru siyah üzümlerin çekirdekleri küçük ve dişler arasında kolayca kırılabilmektedir. Böyle olanları tercih etmeyiniz. Gösterişli, iri etli siyah kuru üzümlerin çekirdekleri hem küçük hem de faydaları yok denecek kadar azdır. Hem de iki kat daha pahalıdırlar. Hem kesenize zarardır hem de faydası yok denecek kadar azdır. Küçük boy siyah kuru üzümlerin çekirdekleri genelde iridir. Satın almadan önce birkaç tanesini parmaklarınızın arasında ezmeye çalışarak, çekirdeklerinin iri olup olmadığını kontrol ediniz.
    5) Şeker hastasıysanız önerdiğim siyah kuru üzümü tüketmemeniz gerekir. Ayrıca, şeker hastalarının kaşıntıları kan şekerinin yükselmiş olmasından da kaynaklanabilir. Mutlaka hekiminize danışınız.
    6) Şeker hastalarının kan şekerleri normal seviyedeyse ve aynı zamanda sedefe veya strese bağlı kaşıntıları varsa ne yapabilirler? Bu durumda olan şeker hastaları, siyah kuru üzümlerin çekirdeklerini ayırarak çıkarabilirler. Etlerinden ayrılmış siyah üzüm çekirdeklerini havanda ezerek bekletmeden ağızlarına alırlar, çiğneyip yutarlar.
    7) On iki yaş altı çocukların herhangi bir kürü hekimlerine danışmadan uygulamalarını kesinlikle önermiyorum.
    8) Aksi belirtilmedikçe aynı anda birden fazla kür uygulanmamalıdır. Herhangi bir kürün uygulama süresi tamamlanmadan da başka bir bitki çayı (yeşil çay, papatya, ıhlamur, adaçayı, gibi…) içilmemelidir.
    9) Tüm kürlerin çelik veya emaye kaplarda hazırlanması gerekmektedir.
    10) Kullanacağınız bitkinin raf ömrünün bir yılı geçmemiş olmasına dikkat ediniz.

    Not: Hekiminizin verdiği ilaçlar varsa mutlaka kullanınız. Buradaki uygulamayı bir destekleyici olarak kullanınız. Öncelikle, bilmeniz gereken kullanacağınız bitkiye karşı alerjinizin olup olmadığıdır. Bu konuda hekiminizin görüşünü alınız. Hekime gitmeden ve teşhis koydurmadan şikâyetiniz ne olursa olsun, burada yer alan bilgilerle kendi kendinizi tedavi etmeye kalkışmayınız. Burada ki bilgilerin kesinlikle bir hastalığı teşhis amacı yoktur.

     
  • diyetzayifla 08:06 on 07 January 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Etiketler: İNATÇI ÖKSÜRÜĞE BİTKİSEL ÇÖZÜMLER   

    İNATÇI ÖKSÜRÜĞE BİTKİSEL ÇÖZÜMLER 

    İnatçı öksürüğe bitkisel çözümler

    Domuz gribi dahil, viral veya bakteriyel boğaz enfeksiyonlarında yüksek ateş, kırgınlık gibi şikayetlerin yanı sıra hastaları bezdiren şikayetlerden biri de “inatçı öksürük”. Öksürük şikayetlerinin hafifletilmesinde aklımıza ilk gelen çözümlerden biri sanırım ıhlamur içmek. Bileşiminde bulunan müsilajlar yardımıyla boğazda tahrişlerin önlenmesini sağlarken, flavonoit tipi bileşenleri iltihap giderici ve ağrı kesici etkisiyle tahriş olan alanın onarımına yardımcı olmakta, uçucu bileşenleri (linalool) ise hastanın rahatlamasını sağlamaktadır.

    Öksürük şikayetlerinin giderilmesinde önerilebilecek bir başka bitkisel çözüm ise “bitkisel pastiller.” Özellikle içerisinde ökaliptol (1,8-sineol) içeren pastillerin kullanılması boğazdaki bakteri yoğunluğunu azaltması bakımından yararlı olacaktır. Bu maddenin bakteriler üzerinde kuvvetli öldürücü etkisi bulunduğu deneysel olarak ortaya konulmuştur. Bakteriler üzerinde etkili olduğunu, grip virüsüne etkisiz kalacağını düşünmeyin çünkü grip nedeniyle vücudun zayıf düşmesini fırsat bilerek vücudumuza yerleşmeye çalışan fırsatçı bakterilerden korunmak bakımından önemli. Ayrıca meyanlı pastiller de öksürük şikayetlerinde yararlı olacaktır. Çünkü meyan kökünün içerisinde bulunan saponin tipi bileşenlerin bazı virüsler üzerinde öldürücü (antiviral) etkisi tespit edilmiştir. Bu nedenle bazı ülkelerde meyan virük tedavilerinde klinik uygulamaya konulmuştur. Ayrıca saponinler, yüzey aktif özelliği nedeniyle balgamın sıvılaşmasını sağlayarak atılmasına yardımcı olur (balgam söktürücü).

    DUVAR SARMAŞIĞI GÜVENİLİRDİR

    Duvar sarmaşığı veya Orman sarmaşığı ya da bilimsel adı ile Hedera helix, hemen her gün çevremizde gördüğümüz bir tırmanıcı bitki. Saponin bakımından zengin bir bileşimi var. Saponin yapısındaki temel bileşeni olan alfa-hederin’in bronş açıcı (bronkodilatör) ve salgıyı artırıcı (sekretolitik) etkisi gerek bilimsel ve gerekse klinik çalışmalar ile ortaya konulmuş.

    Yeni yayınlanan bir klinik çalışmanın sonuçları duvar sarmaşığının bronşit gibi iltihaplı solunum yolu enfeksiyonlarındaki etkinliğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Çalışmada duvar sarmaşığının Almanya’da üretilen ve resmi izinli bir şurup tipi preparatı kullanılıyor. Çok merkezli olarak 11 Güney Amerika ülkesinde (Meksika, Venezüella, Arjantin ve Peru en çok katılımın sağlandığı ülkeler) yürütülen ve açık uçlu bir çalışma. Hastanelere müracaat eden ve başlıca aşırı mukus salgısı ve inatçı öksürük bulguları ile seyreden akut veya kronik bronşit tanısı konmuş 9657 hasta seçilmiş (5 bin 181’i 0-14 yaş ve 4 bin 476’sı ise 15-98 yaş grubundan). Bu hastalar yaş gruplarına ayrılarak yedi gün süreyle duvar sarmaşığı yaprağı özütü ile hazırlanmış ilaç farklı miktarlarda uygulanmış; 0-5 yaş, 6-12 yaş ve 12 yaş üzerindekiler için 2,5-7,5 ml. Bu süreçte hastaların yüzde 60’ının antibiyotikler dahil diğer ilaçları kullanmalarına izin verilmiş. Yapılan değerlendirmelerde dört gün içerisinde hastaların öksürük sıklığının yüzde 100 azaldığı, balgam söktürücü etkinin yüzde 74,5 arttığı, nefes alma güçlüğünün yüzde 22 azaldığı ve solunum güçlüğüne bağlı göğüs ağrısında ise yüzde 21,9 azalma tespit edilmiş. Hastaların yüzde 95,1’i (9 bin 183 kişi) tedaviye olumlu yanıt vermiş, yüzde 4,9’u (380 kişi) ise tedaviye cevap vermemiştir. Araştırıcılar yaptıkları çapraz değerlendirmelerde hastaların uygulama sırasında kullandıkları diğer ilaçların (antibiyotik gibi) olumlu tedavi yanıtı alınmasında önemli katkı sağladığını bildirmektedir.

    Uygulama sonrası yapılan güvenilirlik değerlendirmesinde, hastaların yüzde 96,6’sının ilaç uygulaması ile herhangi bir olumsuz etki şikayeti belirtmediği kaydedilmiştir. Bildirilen yan etkiler genellikle hafif ve geçici mide-bağırsak şikayetleridir; ishal (75 kişi), karın ve mide ağrısı (38 kişi), bulantı ve kusma (26 kişi), ağız kuruluğu (6 kişi). Ayrıca alerji (10 kişi) ve başağrısı (6 kişi) gibi minör şikayetler bildirilmiştir. Sonuç olarak, araştırmaya katılan kişi sayısını göz önüne aldığımızda ilacın güvenilir olduğu görülmektedir. Bu ürünün ülkemizde de eczanelerde bulunduğunu belirtmek isterim.

     
  • diyetzayifla 23:05 on 06 January 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Etiketler: CEVİZ KOLESTROLÜ DÜŞÜR MÜ?   

    CEVİZ KOLESTROLÜ DÜŞÜR MÜ? 

    Ceviz kötü kolesterol seviyesini düşürmede etkili

    Kolesterol düşürmek amacıyla halk arasında çeşit çeşit formüller uygulanır. Bunlar arasında cevizin yararları çeşitli bilimsel çalışmalarla da desteklenmektedir. Bu formüllerden birinde, kırılmamış bir tüm ceviz kırıldıktan hemen sonra bir bardak su içerisine atılarak bir gece bekletilir. Sabah aç karnına bardaktaki sarı renkli su içilip taneleri de yenir.

    İki hafta önce bir meslektaşım (Prof.Dr. Osman Müftüoğlu’nun yazısı için) bu uygulamayı basit bir ritüel olarak nitelemiş ve etkisiz olduğunu ifade etmiş. Ben bu görüşe katılamayacağım. Öncelikle ritüel olarak nitelendirilen bu işlemler, ceviz tohumunun üzerindeki sarı tabakadaki polifenolik bileşiklerin suya geçmesini sağlamak için gerekli. Polifenolik bileşikler kuvvetli antioksidan özelliklerine bağlı olarak kötü kolesterolün oksitlenerek daha zararlı şekline dönüşmesini engelleyebilmektedir. Diğer yandan ceviz tohumları içerisindeki doymamış yağ asitlerinin kolesterolün kontrolünde yararlı olduğu bildirilmektedir. Dolayısıyla ceviz tohumların yenmesi de etkiyi desteklemektedir.
    Bu uygulamanın ne derecede etkili olabileceğini araştırmak üzere kardiyoloji polikliniklerine başvuran gönüllüler üzerinde yürütülen bir çalışmada kontrol grubuna göre kötü kolesterol seviyelerinde yüzde 10-15’lik bir düşmenin sağlanabildiği görülmüştür. Bu orta derecede yüksek kolesterol hastaları için küçümsenemeyecek bir oran ancak yüksek kolesterol hastalarında şüphesiz yeterli değil.

    DİYET YAPMASANIZ DA YARARLI

    Cevizin serum lipit seviyesi üzerindeki etkisi sadece diyetle birlikte uygulanmasına bağlı değil. 2010 tarihli çok yeni bir klinik çalışmada (randomize ve çapraz döngülü), kolesterolü normal ve orta derecede yükseklikte olan 87 gönüllüde  uzun süreli (12 ay) olarak denenmiş. Gönüllülerin yarısına 6 ay süreyle ceviz ile birlikte diyet uygulanırken, diğer yarısına herhangi bir diyet uygulanmamış (kontrol grubu).

    Altı ay sonra ceviz uygulanan grubun diyeti kaldırılmış ve altı ay süreyle bu defa cevizle birlikte istediklerini yemelerine izin verilmiş, kontrol grubuna ise daha önce ceviz grubuna uygulanan diyet verilmiş. Kan örnekleri 0, 4, 6, 10 ve 12 ay sonra alınarak lipit seviyeleri ölçülmüş.

    Deney sonucunda cevizin diyetle birlikte uygulansın ya da uygulanmasın, yüksek kolesterol seviyesine sahip bireylerde total kolesterol ve trigliserit seviyesini belirgin (istatiksel) bir şekilde düşürdüğü, kötü kolesterol (LDL) seviyesinde belirgin bir azalma sağlamasına karşılık, iyi kolesterol (HDL) üzerinde etkisi bulunmadığı gözlenmiş. İlginç not, normal kolesterol değerlerine sahip bireylerde ceviz verilmesi ile kan lipit seviyelerinde fazla bir değişiklik sağlanmamış. Daha önce yayımlanan ve 365 gönüllü üzerinde yürütülen 13 klinik çalışmada bir ile altı ay arasında ceviz diyeti uygulanmasıyla da benzer sonuçların elde edildiği bildirilmektedir.
    Yeni bir başka klinik uygulamada ise ceviz (bitkisel omega-3) uygulaması ile balık rejimi (deniz kaynaklı omega-3) uygulanmasının hangisinin serum lipit değerleri üzerinde daha etkili olduğu araştırılmış. Normal ve yüksek kolesterol seviyesine sahip hastalar karışık gruplandırılmış ve dört hafta süreyle düşük enerjili diyetler uygulanmış. Kontrol diyeti grubu (balık yemeği veya ceviz/fındık gibi yemişler verilmemiş), ceviz diyeti grubu (42.4 gram ceviz) ve balık diyeti grubu (haftada iki defa 113 gram somon balığı) gönüllülerde süre sonunda yapılan kan tahlillerinde ceviz verilen grupta toplam kolesterol ve LDL seviyelerinin kontrol ve balık diyeti gruplarına göre daha düşük olduğu, buna karşılık balık diyeti verilenlerde diğer iki gruba göre serum trigliserit seviyesinin daha düşük, iyi huylu kolesterol seviyesinin ise daha yüksek olduğu gözlenmiş.
    Bu araştırmaların sonuçları da yukarıda bahsettiğim 2010 tarihli çalışmanın bulgularını destekliyor. Yani, toplam kolesterolü ve kötü kolesterolü (LDL) düşürmek gerekiyorsa ceviz diyetiiyi kolesterolü (HDL) yükseltip trigliseritleri düşürmek gerekiyorsa balık diyeti uygulanması daha yararlı.

     
  • diyetzayifla 20:02 on 06 January 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Etiketler: JİNEKOLOĞA GİTMEYE ÇEKİNİYORUM   

    JİNEKOLOĞA GİTMEYE ÇEKİNİYORUM 

    18 yaşındayım. Vajinamın sağ tarafında dış ve iç dudağının arasında birkaç gün önce fark ettiğim bir şişkinlik var. Çok büyük değil, dokununca ağrı ve acı yok. Kötü bir şey olabilir diye doktora gitmeye korkuyorum.

    CEVAP
    Doktora gitmeye korkacak bir şey yok. Çok büyük ihtimalle sorun vajinanın nemliliğini sağlayan bartholin bezinden kaynaklanıyor. Bu bezin vajinaya açılan kanalı bazen tıkanır ve yavaş yavaş şişer, bir kist halini alır. Bazen de bu kistik yapı enfekte olur veya enfeksiyon sonucu bezin kanalı tıkanır. O zaman da Bartholin apsesinden söz edilir. Sonuçta çok önemli bir rahatsızlık değildir. Bir kadın doğum uzmanına gidip muayene olun.
    Polikistik överim var anne olabilir miyim?
    26 yaşında ve polikistik överi ve hipotiroidi olan bekar bir kızım. Hipotiroidi için tiroid hormonunu kullanıyorum, ilk adetimi 13 yaşında gördüm ama ergenliğimden beri adet olamıyorum. Son olarak 3 ay önce gittiğim doktor, Diane-35 adında doğum kontrol hapı verdi. Ancak 3 gün çok az kan gelerek adet olabiliyorum. 3 ay daha kullanacağım. Acaba doğum kontrol hapını bıraktıktan sonra düzenli adet olabilir miyim? Polikistik överin tedavisi var mı? 

    Adet göremeyişimin sebebi nedir? TSH düzene girdiğinde adetlerim de düzene girer mi? Tahlil sonuçlarıma göre yumurtlamam mümkün mü?

    Polikistik over sık görülen bu durum. Olay yumurtalıkların fonksiyonundaki bir bozukluk olduğu gibi böbrek üstü bezinin hormon salgılaması ve insülin hormonunun da rolü var. Sonuçta kadınlarda yumurtlama olmuyor. Buna bağlı olarak adet düzensizlikleri ve çocuk istiyorlarsa gebelik olmuyor. Kişi kilo alıyor ve özellikle kilolar daha çok kalça ve karın bölgesinde toplanıyor, tüylenmede artış oluyor. Eğer düzgün ve sürekli tedavi uygulanmazsa zaman içinde şeker hastalığının görülme oranında artış olur. Kolesterol ve tansiyon yükselebilir. Yapılacak şey yumurtalıkların fonksiyonunu düzenleyici ilaçları kullanmak, kilo vermeye çalışmak (Bunun için spor ve diyeti beraber uygulamak gerekiyor). Bir de insülin denen hormonun çalışmasını düzenlemek. En basit şekilde hastalığı özetlemeye çalıştım. Bu hastalar rahatlıkla tedavi olabilir. Adetler düzeltilebilir, tüylenme azaltılabilir. Gebe kalıp sağlıklı çocuklar doğurabilirler. Yeter ki uygun yerlerde tedaviye başlayıp usanmadan devam etsinler.

    Doğum kontrolü için yapılan iğneler kanser yapar mı?
    2 çocuk sahibi, 33 yaşında bir kadınım. Önceleri doğum kontrol haplarıyla korunuyordum. Ancak 2 yıldır 3 ayda bir yapılan iğnelerle korunuyorum. Bir komşum bu iğnelerin ileride kansere neden olabileceğini duymuş. Bu doğru mu?

    CEVAP
    Doğum kontrolü için kullanılan ilaçlar için birçok spekülasyon yapılmasına rağmen ‘kanser yapar’ diye bir şey söz konusu değil. Doktor kontrolünde kullanıldığı sürece endişe etmenize gerek yok.

     
  • diyetzayifla 12:00 on 06 January 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla  

    UYKUDA DİŞ SIKMA NEDENLERİ VE TEDAVİSİ 

    Günü stresli geçirmesi nedeniyle kişinin, gece uyurken dişlerini sıkmasının baş, boyun, bel ağrılarına yol açtığı bildirildi.

    Ege Üniversitesi (EÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Nurselen Toygar, yaptığı açıklamada, birçok rahatsızlığın ana nedeni olarak bilinen stresin çeneye ve dişlere de zarar verdiğini anlattı.

    Diş sıkmanın yol açtıklarıProf. Dr. Toygar, stresli gün geçiren kişinin uyurken bilinçsizce dişlerini sıktığını, bunun da hem dişlere hem de vücudunun diğer bölgelerine zarar verdiğini ifade etti.

    Birçok kişide stresin yöneldiği ilk yerin çiğneme kasları olduğunu, gün içerisinde çenenin sıkılabildiğini ancak bu durumun gece uykuda daha sık yaşandığınıanlatan Toygar, şöyle konuştu:

    “Derin uykuya dalma sırasında, duyuların iletildiği beyin bölgesine stres ne kadar yoğun iletilirse çiğneme kaslarının o oranda sıkımı güçleşir ve kişi farkında olmadan dişlerini gıcırdatmaya, sıkmaya başlar. Kişi ancak uyandığında çenesindeki ağrıdan bunu fark edebilir. Diş sıkma, çocukluk çağında başlar, erişkinlikte artar. Yaşanan stres nedeniyle de devam eder. Yapılan araştırmalar bir kişinin diş sıkma gücünün 5 tona kadar ulaşabildiğini gösteriyor. Çene kasları çok güçlüdür. Diğer kaslara göre yorulmaz. Bu kasın histolojik yapısı farklıdır. Kasılma gücü fazladır. Bu kadar güçlü ısırma kuvveti dişlerde aşınmalara, çene kemiğinde kırılmalara, travmalara neden olur. Çiğneme ekleminde de deformasyon oluşur.”

    Ağrılar

    Stres sonucunda derin uykuda yaşanan çene sıkmanın, hastanın sosyal yaşamını bozduğunu, rahat kaliteli uykuyu engellediğini, yaşam enerjisini düşürdüğünü dile getiren Prof. Dr. Toygar, bu rahatsızlığın özellikle “hassas, endişeli, içine kapanık ve duygularını dışa vuramayan kişilerde” görüldüğünü kaydetti.

    Prof. Dr. Toygar, şöyle devam etti:

    “Strese bağlı olarak uyurken bilinçsiz yapılan diş sıkmaları baş, boyun, bel ağrılarına neden oluyor. Baş ağrıları migrenle karıştırılmamalı. Çoğu kişi migrenden kaynaklı sanır baş ağrısını ama stres nedenli çene sıkması da bunun nedenlerinden biridir. Bu kişilerin çene hareketlerinde kısıtlılık olur. Rahat çiğneyemez. Şakak bölgesinde, omuz ve sırtlarda ağrı yapar. Kulak çınlaması, yüzde asimetri, denge bozukluğu, depresyon, bulanık görme, gözde seğirme olarak kendisini gösterir.”

    Diş sıkmanın önüne geçebilmenin en etkin yolunun “stresten uzak durmak” olduğunun altını çizen Toygar, günde iki kez 20 şer dakika çene eklemine, triger denilen tetik noktasına sıcak havluyla masaj yapılabileceğini, gülerken, esnerken ağız açıklığının kontrol edilmesi gerektiğini dile getirerek, “Şeker ve kafein tüketiminden uzak durulmalı. Yumuşak gıdalarla beslenmeli ve bunlar ufak parçalı olmalı” dedi.

     
  • diyetzayifla 08:00 on 06 January 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Etiketler: HERBALİST LEYLA ÇABUK   

    HERBALİST LEYLA ÇABUK 

    Bitkiler tanıdık ama hangi bitkinin neye yaradığını bilmek, nasıl ve hangi sıklıkla kullanılacağını öğrenmek gerekiyor. İşin sırrı ise bitkilerin uygulama için nasıl hazırlandığında…

    Dokuz kuşaktır bitkileri kullanarak ciltsorunlarına karşı doğal reçeteler hazırlayan bir aileden gelen Herbalist Leyla Çabuk, İskoçya’da öğrendiği yöntemle bitkikarışımlarını zamana karşı dayanıklı hale getirmeyi başarmış.

    Bu karışımları saç dökülmesi, sivilce, sedef, egzama, mantar, selülit, tüylenme, leke, çatlak ve aşırı kilo sorunu olanlara uygulayan Herbalist Leyla Çabuk, ilk uygulamadan sonra farkın hissedilmeye başladığını belirtiyor.

    İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanlığı’nın yaptığı araştırmada da yapılan uygulama sonucu tüylerin 3 ayda yüzde 20 azaldığı ve yüzde 38 inceldiği ve herhangi bir alerjik reaksiyona sebep olmadığı kanıtlanmış.

    Yurtiçi ve yurtdışından kadın, erkek, yaşlı, genç, farklı cilt sorunlarına çözüm arayan birçok kişinin kapısını çaldığı Leyla Çabuk, meslek sırlarını ailenin genç bireylerine öğreterek ileride de birçok kişiye yardımcı olmayı hedefliyor.

    Çabuk, Şaşkınbakkal’daki merkezde uygulanan bakımları, nasıl sonuçlar alındığını ve kullanılan bitkisel ürünleri anlattı.

    Saç dökülmesi ile başlayalım…

    Leyla Çabuk: “Aileden kalıntı olarak geçiyor sivilce, saç dökülmesi, egzama.

    Yeni dökülmeye başlamıssa saçlar, üç kere bitki karışımı uygulamak yeterli. Yağlı saçlar çok dökülür. En çok dökülen kişide ise 30-60 günde dökülme duruyor.

    Uygulamada önce derinin dibi dezenfekte ediliyor. Bu işlem yağ, bakteri, mantar hepsini alıyor. Sonra bitki lapası haftada bir uygulanıyor. 30 dakika süre ile saçta kalıyor. Fazla durursa yakmaya başlar zaten.

    Yıkayıp kuruttuktan sonra da ısırgan sürülüyor. Esas saçtaki sorunu gideren de bu…

    Haftada üç kere ise saç yıkanıyor özel sabun ve şampuan ile. Sabah ve akşam da sarımsak ve kekik sürülüyor sırasıyla.

    Daha sık yıkanıp uygulama yapılırsa daha da çabuk sonuç alınır.

    Kimi iki, kimi üç sefer de sonuç alır. 60 gün sonra dökülme durur, saçım dolgun olsun dersen devam ediyorsun. Çok açıklık varsa gözenek yok olmuşsa tedavi uzun sürer, ama saç çıkar.  Altı ayda sonuç alınır…

    Her hafta kafa deri atar yılan gibi. Bitki lapası ve ısırgan deriyi harmanlıyor alttaki deri harekete geçiyor ve  hücre de çalışmaya başlıyor.

    Sedef, saç kıran ve egzama olanın başı akar. Kulak arkası, ensede çatlak oluşur ve sıvı gelir; yapışkan bir yapıda, zamk gibi. Hani sivilceyi sıkarsın da bir su gelir ya, onun gibi. Sadece bu üç hastalıktan sıvı gelir.

    Bu sıvı akmadan da bu hastalıklar geçmez. Aynı bitkiyi 100 kişiye koyarsın 4′ünde sıvı gelir. İnsanlar korkuyorlar bilmedikleri için ama korkacak bir şey değil…”

    Ne kadar sürüyor uygulama?

    Leyla Çabuk: “Kimisinde 6 hafta, 3 hafta kimisinde de 1 yıl sürer. Kiminde damla damla gelir, 1 yıl sürer, kimisinde ise 1 gecede biter. Hep gece akar yalnız…

    Bunun nedeni de önceden görülen tedaviler. Alınan ilaçlar hastalığı bastırıyor ve içeriye hapsediyor. Dolayısıyla her vücudun tepkisi de farklı oluyor.

    Eskiden çıban çıkardı biz de patlatırlardı, üstüne karasakız ya da lokum veya sabun ile soğan koyarlardı ve içi boşalırdı çıbanın. Şimdi ise hep antibiyotik ile vücuda sokuluyor mikroplar. Sedef ve egzamada hem krem hem ilaçla mikroplar içeri sokuluyor.”

    Vücuttaki sedef de aynı şekilde mi gidiyor?

    Leyla Çabuk: “Ayak parmağından saçına sedef olanlar var. Vücuda hiçbir şey yapmıyorum sadece saça müdahale ediyorum. Bunun akma yeri ense ve kulak arkası.

    Saçtan aktıkça vücutta da hastalık geçiyor, kuruyup gidiyor.

    Sedef de genetik. Bir üzüntü, bir kayıp bu hastalığı tetikliyor.

    Bir hastalık daha var: Deri kaybı. Bu hastalıkta, saç derisi kayboluyor, çukurlar oluşuyor ve delik delik oluyor; kemiğe kadar iniyor. Dört hasta var elimde böyle.

    Küçük yaşta geçirilen ateşli hastalık sonrası lenfler iltihaplanır. 18-20 yaşında dahastalık görülür. Bu kişilerde de aynı yöntem uygulanıyor.

    Bunu da büyüklerinden öğreniyorsun. Yemek yapmayı öğrenmek gibi. Benim ailem yıllardır yapıyor bu işi. Ben de geleneğini bozmadan devam ettiriyorum.”

    İstenmeyen tüylerin dökülmesini nasıl sağlıyorsunuz?

    Leyla Çabuk: “Tüyü yok ediyor bu uygulama, kanıtlanmış birşey… ÇAPA’da 20 denek üzerinde deneme yaptılar. Üç ayda yüzde 20 azalıyor ve yüzde 38 inceliyor. Bu görüldü.

    Tüyleri hiç almadan kurtulabilirler, haftada iki üç kere sürerek… Göbek, göğüs, yanak, bel gibi hiç dokunulmamış yerlere tüy bitkisini sulandırıp daha geniş alana yayıp, tüyün dibine daha çok işlemesini sağlarsın ve daha etkili olur. Sürdükten sonra kurumasını bekleyeceksin yalnız.

    Bacak, kol daha önce alınmışsa mutlaka tekrar alınmalı daha sonra uygulama yapılmalı. Büyüme çağındaki çocukları getiriyorlar. Bir ay sürsünler, tüylerinin rengi değişiyor, açılıyor ve azalmaya başlıyor.

    Haftada bir de ponza taşı ile peeling yapacaksın sonra da suyunu sürdüğünde ipek gibi oluyor.”

    Peki ne kadar süre nasıl kullanılıyor?

    Leyla Çabuk: “İki ay olur, üç ay olur kullanılacak yere ve tüyün cinsine, hormonların çalışma seviyesine göre değişiyor. Tüy alındıktan sonra bitki koyup, ponzası yapılıyor.

    İlk uygulamadan sonra kimisinin 20 günde kimisinin 4 ayda çıkıyor tüyü. Hormon dengesine göre değişiyor. Bir seferden sonra fikir belirtebiliyorum. Kimi 3 seans, kimi 5 seans kimi 10 seans geliyor.”

    Tüylerden tamamen kurtulduktan sonra ürün hiç kullanılıyor mu?

    Leyla Çabuk: “Seans araları çok değişiyor. Tüy gittikçe incelip, seyrekleşiyor. Bir de böyle parça parça yok oluyor.  Birden bire hepsi çıkmıyor. Bana gelmeye gerek bile kalmayabiliyor, aldırıp bitki sürerek. Sonra da tüy olmayan yer alınır mı? Hiçbir şey yapmaya gerek kalmıyor.

    Body yapan erkekler de geliyor bana mesela, 5 seansta normal hale geliyorlar.. Daha fazla gelmiyorlar.”

    Bu işe nasıl başladınız ve bitkileri bu kadar iyi nasıl tanıyorsunuz?

    Leyla Çabuk: “Anne tarafımdam geliyor. Eskişehir’de yöntem onaylandığında kökenimizi araştırmaya başladım. Orta Asya’dan geldiğini buldum 360 sene öncesine kadar gidebildim.

    Neneden toruna geçen birşey bu. Kırıkçı çıkıkçı vardır, para karşılığı yapılmaz… Annen ne yapmışsa onu söylüyor, sen de onu yapıyorsun. Böyle kalıcı oluyor. 9 kuşak öncesine kadar gidebildim. 65 senedir içindeyim.

    Bu işi ailede para karşılığı yapan ilk ben oldum. Annem, bir türlü kabul edemedi ve bu nedenle benimle 3 yıl konuşmadı. sonra barıştık.

    50-60′larda kapı kapı gidip yapıyordum, 8 sene böyle geçti, iş sahibi oldum. Önce karşıdaydı işyerim sonra da buraya geçtim. 56 senedir yapıyorum bu işi.

    Bana yetişemeyenlere, benden sonrakilere de miras bırakmak istiyorum.”

    Sizin bu reçetelere ekledikleriniz var mı?

    Leyla Çabuk: “Annem daha sağdı o zaman. 13 yaşındaydım, Dr. Ziya Konuralp’in akrabası üçüncü derece yanıktı. 40 gün sonra deri düzelmeye ve saç çıkmaya başladı. Konuralp, anneme “tıp üstü bir insansın” dedi.

    Sonra bana çok destek oldu, beni dışarı götürdü, çok ameliyata seyirci olarak soktu. İskoçya’da yaşlı bir adamın yanına gidip gelmemi sağladı. O adam bana bitkiile bitkiyi dayandırmayı öğretti bana. 5 yıl gittim geldim.

    Önceden annemler bitkileri dövüyorlardı, sürüyorlardı. Bir hafta sonra suyu kokuyordu. Şimdi ise ısırgan, kekik, sarımsak 50 sene dursun, bozulmaz.

    Bitkileri nasıl koruyacağımı ve dayandıracağımı öğretti. Benim katkım bu oldu.

    Şimdi de piyasaya açılmaya karar verdim. 1936 doğumluyum ve geriye miras kalsın istiyorum. Buradan gelen insan faydalansın. Bütün yeğenlerime öğretiyorum”

    Bitkileri nasıl hazırlıyorsunuz?

    Leyla Çabuk: “Turşu gibi kurup bekleterek özünü alıyorsun. Çok bitki sularım Karadeniz’den geliyor. Orası daha bakir… Genelde de yaylalardan toplanır bu bitkler ya da iç bölgelerden… Kıyıdan pek toplanmaz. Yaylalar da içe doğru. Yazın toplarız.

    Saça konan bitki lapası da sülük gibi. Sülük nasıl pis kanı çekiyor onun gibi… Lapa, saçkıran, egzama ve sedefte su aktıktan sonra bir sivilce bile çıkmaz. Ben doktor değilim yaptığım da kocakarı ilacı. 50 sene sonra Sağlık Bakanlığı bana sertifika verdi.

    Bugüne kadar yanılmadım. Sadece bazen seans süresi uzayabiliyor. 5 derim 10 seans da geçer.”

    Peki hamilelik döneminde uygulama yapılabiliyor mu?

    Leyla Çabuk: “Bu saydığım hastalıkların çoğu genetiktir, özellikle sedef, egzama, mantar. Hamilelikte kullanınca bebeğin geleceği için de çözüm oluyor”

    Peki alerjisi varsa?

    Leyla Çabuk: “Alerji de geçiyor. Bu ürünleri kullanınca alerji geçiyor. Alerjinin nedeni de o enseden gelen su. Ense kökünden o akınca alerji de kendiliğinden geçiyor.”

    Benlere özel bir uygulama var mı?

    Leya Çabuk: “Bir seferde bitki ile temizlenir ama önce bakmak lazım. Hepsi ellenmez çünkü..”

    Sivilceler için ne yapıyorsunuz?

    Leyla Çabuk: “Karalahana çiçeği veriyorum, “bitinceye kadar sür” diyorum. Ancak sürülecek alan önce temizlenmeli. Haftada bir, kurudukça da peeling yapmak gerekiyor. Erkekler için kıllar daha sert olduğu için kese varsa yap diyorum. Kanarsa önemli değil, bitki sürünce kanama geçiyor.

    Daha sonra da yine losyon ve karalahanadan yapılan su sürülüyor. Bir hafta sonra fark belli oluyor. Bir tane sivilce çıkmaz daha sonra…

    Hazırlayan, uygulayan ve nasıl kullanılması gerektiğini söyleyen benim. Bu nedenle ilk defada belli oluyor sonuç.”

    Hormonların en aktif olduğu ergenlik döneminde nasıl?

    Leyla Çabuk: “Kişiye göre değişiyor. Kiminde hiç olmuyor kimi de 40 yaşına geliyor hala sivilce devam ediyor. Orada mantar sorunu var. Gece sürüyor bu hazırladığımı, güneşte yanıyormuş gibi sıcaklık hissi veriyor. Bu tohum yaka yaka sorunu yok ediyor.

    Bütün yüze sürdüğün için de sivilce oradan oraya bulaşmıyor ve tamamen geçiyor, yüz temizleniyor. Sivilcelerle beraber, siyah nokta, leke ve gözenekler de gidiyor.”

    Doğum ve güneş lekeleri?

    Leyla Çabuk: “Sivilce için verdiğim karışım uygulanıyor. Bu uygulama ile deri akınca lekeler de kayboluyor. Ancak deri akarsa güneşten korunacaksın, güneşe çıkmayacaksın. Özellikle yüzün cildi çok nazik. Güneşe karşı hazırladığım bir krem var, onu öneriyorum.”

    Yanığı olanları alıyor musunuz peki?

    Leyla Çabuk: “Yanık almıyorum. Yüzündeki yanığı çok sorun eden birkaç gençkız kabul ettim şu ana kadar. Küçük bir bölge ise, çok özeldir çünkü. Yanığın yeri çok hassastır ve deriyi tazelemek uzun sürer. Kendim ele alırım onu ve deriye zarar vermeden yaparım. Çatlakları sormadınız…” 
    Soracağım… Selüliti de soracağım…

    Leyla Çabuk: “Çatlağı garanti ediyorum. Ancak zor bir uygulama, çünkü çatlak demek kesik demek..

    Tüy dökülmesi için kullanılan bitkiler çatlak ve selülit tedavisinde de kullanılıyor ama farklı uygulama yapılıyor..

    Selülit için bitki var yalnız bitki sürmeden önce işçiliği var.Selülit var ise işlem yaparım, ponza taşı ile peelingin ardından bandajla sararım sarkma olmaması için. Sonra “bitki sür” derim. İçeri sıcaklık vere vere eritiyorum yağları. Bandajla bitkiiçinde kalıyor. Üç ay, iki ay, en fazla beş ay da geçiyor. Yağ kalmadığı, sorunlu bölge harekete geçtiği için tekrar oluşmuyor. Gençler daha çok istiyor…”

    Eskiden böyle bir dert yoktu. Şimdi çocuklarda bile var?

    Leyla Çabuk: “Eskiden insanlar çalışıyordu ve kilo almazlardı. İnsanlar şimdi hep tahıl ile besleniyorlar ve herşey hormonlu. Herşeyi mevsiminde yemek lazım, fazla et, karbonhidrat tüketmemek lazım, çocuklar sebze bilmiyor. Ekmek, un, tahıl var; yürümek, hareket yok. Canını seven artık sebzeye kayıyor.”

    Bu uygulamalar esnasında beslenmeye de dikkat edilmesini istiyor musunuz?

    Leyla Çabuk: “Zayıflama dışında hayır. Onda da bir diyet vermiyorum ama bir günde yediğinizi getirin diyorum. Getiremiyorlar. Ben de bir günde yediğinizin yarısını yiyin diyorum. Daha sonra da tamamen bitkilerden oluşan bir hap veriyorum, iştah kesmesi için. Bitkinin draje hali. Çünkü çay şeklinde kimse içmiyor. Bu hapın yanında da bal veriyorum, halsiz kalınmaması için, bazen de ısırgan tohumu.”

    Kansere karşı da evde ısırgan tohumu ile bal kürü yapılıyordu önceden?

    Leyla Çabuk: “Bunun hazırlanışı farklı ama… Adet sancısı olan ya da adet düzensizliği bulunan gençkızlara da veriyorum. Düzene girene kadar alıyorlar. İlaçla hormon yükleyince vücut tembelliğe alışıyor. Bu yaptığım ise vücudu çalıştırıyor,vücut harekete geçince de sorun kalmıyor.”

    Peki kendinize nasıl bakıyorsunuz? Bildiğim kadarıyla taşla yıkanıyorsunuz…

    Leyla Çabuk: “38 sekiz senedir taşla yıkanıyorum. Nasıl kese yapılıyor bu da ona benziyor. Peeling için verdiğim ponza taşı fakat içinde çimento yok. Doğal… Vücuttaşa alıştığında değişik oluyor.

    En çok elma, domates, biber yani sebze yiyorum. Eti de canım çok çektiğinde yiyorum. Vücudun yakabileceği kadar yemek lazım. Ya yediğini hareket edip yakacaksın ya da miktarı azaltacaksın.

     
  • diyetzayifla 23:00 on 05 January 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Etiketler: DOĞUM ŞEKLİ NASIL OLMALI?   

    DOĞUM ŞEKLİ NASIL OLMALI? 

    Doğum Şekli Doktorun Kararı.

    Normal mi? Sezeryan mı?
    Gebe olan kadınların en büyük merakı nasıl doğum yapacakları. Bu konuda çeşitli görüşler var ama hem anne hem de bebek için neyin doğru olduğuna en iyi karar verecek kişi 9 ay boyunca sizi takip eden doktorunuzdur, ona güvenin.

    Suda doğum yapmak daha mı rahat?

    32 yaşında, 24 haftalık hamile bir kadınım. Hamileliğimle ilgili bir sorunum yok, her şey normal gidiyor. Merak ettiğim konu şu: Çevredekiler suda doğumu önerdiler. Daha rahat olacağını söylüyorlar. Bu konuda bilgi verebilir misiniz?

    CEVAP: Sevgili okuyucumuz, çevrenizde suda doğum yapan kaç dostunuz var, bilmiyorum. Ama ben yıllar önce hastamdan böyle bir teklif aldım. “Beni suda doğurt” dedi. Amerikalı bir kadındı. Ben de herkes gibi normal şekilde bir doğum yaptırabileceğimi söyledim. Hastanın Amerika’ya gittiğini biliyorum. Şimdi gelelim suda doğuma: Ben bunun bir fantezi olduğunu, ağrısız doğum yöntemlerinden bir üstünlüğü olmadığını sanmıyorum ama dostlar arasında suda doğumu anlatmak herhalde enteresan olmalı. Bence fark sadece bu. Gebeliği takip eden doktora güveniyorsanız, hem kendi hem de bebeğinizin sağlığını ona emanet ediyorsanız, doğum şekline de karar vermesinde onun tavsiyeleri ve önerilerini kesinlikle dikkat edin.

    İlaçlar bana 20 kilo aldırdı ama düzelme yok

    20 yaşında, bekar bir kızım. 2007 yılında adet düzensizliği nedeniyle doktora gittim ve bana doğum kontrol hapı vererek 6 ay kullanmamı istedi. Kullandım ama 55 kiloydum. İlaçlardan sonra 20 kilo aldım ve adetlerim yine düzelmedi. Geçen ay iyi bir doktora gittim ve ultrason muayenesi sonucu polikistik over çıktı. Küçük küçük kistler varmış. Doktor 6 ay ilaç kullanmamı istedi. Bu ilaçtan sonra yine kilo alır mıyım ve kistlerim geçer mi? Evlendiğimde anne olabilir miyim?

    CEVAP: Polikistik over sadece yumurtalıkların hormon yapımındaki bozukluk olmadığı ayrıca karbonhidrat metabolizmasında da değişiklikler olduğunu, bu arada insülinin etkisinin de değişikliğe uğradığını birçok kereler okuyucularımızın sorularını cevaplandırırken anlatmaya çalışmıştım. Polikistik over’li biri hayatını çok dikkatli olarak kontrol etmeli, verilen diyete kesinlikle uymalı, karbonhidrat metabolizmasının düzelmesi için de kandaki şeker oranını düzenleyen ilaçlar almalı. Eğer bunlara gereken özen gösterilirse kilo almadan tedaviyi sürdürmek mümkün. Sizin doktorunuzla tekrar görüşüp durumu tekrar gözden geçirmenizi tavsiye ediyorum. Özellikle kilo konusunda belki bir diyetisyenden de yardım alabileceğinizi düşünüyorum.

    Adet söktürücü kullanmak doğru mu?

    28 yaşındayım. Çok uzun süredir adetlerim hep gecikmeli oluyor. Adet söktürücü kullanabileceğimi söylediler. Bu nedir? Herkes kullanabilir mi?

    CEVAP: Sevgili okuyucumuz, adet gecikmesinin tek bir nedeni olmadığı için tedavisinde de her zaman kullanılabilecek adet söktürücü diye bilinen bir ilaçtan bahsetmek pek doğru olmasa gerek. Basit adet gecikmelerinde (progesteron) hormon (estrojen +progesteron) vererek kanamayı sağlamak mümkün olabilir. Ama doktor kontrolü olmadan böyle bir yaklaşım doğru değil. Eğer bir gebelik şüphesi varsa yine doğru değil. Bu ilaçlarla kanama olmaz ve boşu boşuna erken gebelikte hormon almış olursunuz.

     
  • diyetzayifla 20:00 on 05 January 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Etiketler: TOPUK DİKENİ BİTKİSEL TEDAVİ YÖNTEMLERİ   

    TOPUK DİKENİ BİTKİSEL TEDAVİ YÖNTEMLERİ 

    Topuk Dikeni Bitkisel Tedavi Yöntemleri

    Prof.Dr. Ahmet MARANKİ ‘den Topuk Dikenine Karşı Bitkisel Formüller

    Kanda ürik asit yüksekliği dikenine neden olur. Bu hastalığa yakalananlar, öğle ve akşamları yemeklerden sonra 5′er adet ardıç tohumu yemelidirler.

    • Günde bir defa, bir kova sıcak suya bir çay bardağı kekik konulup ılık hale gelince; rahatsızlık olan ayak bu suda 20-30 dakika bekletilir.
    • 4 adet elma kabuğu, 1 litre suda 10 dakika kaynatılır. 30 dakika demlenir ve süzülür. İki yemek arası saatlerde ve yatarken birer bardak içilir.
     
  • diyetzayifla 12:00 on 05 January 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Etiketler: MEMELER KONTROL EDİLMELİ   

    MEMELER KONTROL EDİLMELİ 

    Acaba tedavim doğru mu?

    24 yaşındayım, 2.5 senelik evliyim. Bir yıl doğum kontrol hapı kullandım. Son 1.5 senedir de korunmuyoruz. Ama gebe kalamıyorum. Adetlerim son 8 aydır düzensizdi. Doktora gittim. Memelerimi sıktı, uçlarından bir miktar berrak bir sıvı geldi. “Bu durum çocuğunuzu olmasını engelleyebilir” dedi.

    Herhangi bir test uygulamadan Parlodel verdi ve adetimin 5’nci günü Klomen almamı söyledi. Son iki aydır bu tedavinin yanında yumurta çatlatmak için iğne yaptı. Bu ay üçüncüyü yapacak. Sizce doğru yolda mıyım? 3 ay oldu ama gebelik hâlâ yok.
    CEVAP Prof.Dr. Derin KÖSEBAY : Jinekolojik muayenin bir parçası da memelerin muayenesidir. Burada memede ele gelecek bir kitlenin araştırılması yanında (Meme kanserinin erken teşhisi için her kadın doğum uzmanı memeleri muayene etmelidir), meme ucundan süt veya benzer bir akıntının olup olmadığının araştırılmasıdır. (Bu akıntının olmasına Galaktore denir ve prolaktin hormonunun yüksekliğinin bir göstergesidir). Burada yapılması gereken hormonlarınızın ölçülmesidir. Eğer prolaktin miktarı yüksekse aldığınız ilaç doğru bir tedavidir. Bundan sonra yumurtlamanın olup olmadığı araştırılmalı (Ultrasonla). Eğer yumurtlama yoksa onun tedavisi için çeşitli ilaçlar kullanılabilir (Bu tedavilerden biri de size uygulanandır). Gebelik hâlâ olmuyorsa… Belki kanallarda bir sorun var? Rahim filmi çekilip kanalların açık olduğunun görülmesi gerekiyor. Eşinizin muayenesinden hiç söz etmemişsiniz. Acaba onun bir sorunu var mı? Sperm sayısı yeterli mi? Sevgiler.

    Bir daha çocuk doğurabilir miyim?

    34 yaşındayım ve 2 çocuğum var. Bende 3 santim büyüklüğünde myom bulunuyor. Adetlerim çok ve parça parça geliyor. İkinci çocuğumu doğurduğumda bir ameliyatla eşim alındı. Bir daha çocuk yapabilir miyim? Myomu aldırmalı mıyım? Aldırmadan doğum yapabilir miyim? “Altın çağ 35” diyorlar ve eşim bir çocuk daha istiyor. Ne yapmalıyım?


    CEVAP Prof.Dr. Derin KÖSEBAY
    : Sorunuzda “Doğumda eşim (Plasenta) yapışıktı ameliyatla aldılar” demek istiyorsanız nasıl bir ameliyat bunu bilmek gerekiyor.Myomun alınması konusuna gelice; adetlerin aşırı kanamalı geçtiğini söylüyorsunuz. Eğer bu durum bir hormonal bozukluktan kaynaklanmıyorsa veya hormonal tedavi ile düzeltilebilecek düzeyde ise ameliyata gerek olmayabilir (Bunu yapılacak ultrason muayenesinde değerlendirmek gerekiyor). Aksi halde ameliyat olmanız gerekiyor.

    Hâlâ adet düzensizliğim var

    20 yaşındayım. Bundan 3 yıl önce vücudumdaki aşırı tüylenme yüzünden doktora gittim. Bana kist olduğunu söylediler. 3 ay önce yeniden ultrasona girdim, kist yoktu. Hormon testim temiz çıktı. Ancak benim hâlâ adet düzensizliğim var. O yüzden doğum kontrol hapı kullanıyorum. Acaba bir zararı olur mu? İleride çocuk sahibi olurken sorun çıkar mı?


    CEVAP
    Prof.Dr. Derin KÖSEBAY : Yumurtalığın hormon yapımındaki düzensizliklerde doğum kontrol hapları başarılı şekilde kullanılabilmektedir. Bu tedavi ile yumurtalıklarda kist oluşumu bir ölçüde engellenebilir. Yumurtalıklardan çıkan hormonların düzenli salgılanması sağlanabilir ve hatta kadınların en korktukları yumurtalık kanseri riski bile en az yüzde 50 oranında azalır. Bu durumda doktorun da tavsiye ettiği doğum kontrol haplarını 1-2 sene daha almaya güvenle devam edebilirsiniz.

     
  • diyetzayifla 08:00 on 05 January 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Etiketler: EMZİRME VE GÖĞÜS BAKIMI   

    EMZİRME VE GÖĞÜS BAKIMI 

    Hamilelik sonrası emzirme sürecinde memelerin ve meme uçlarının bakımı hem sizin, hem de bebeğinizin sağlığı için çok önem taşır.

    • Emzirmenin ilk dönemlerinde meme başlarında çatlaklar oluşabilir. Anne sütünün kendisi çatlakları engelleyebilir.
    • Emzirme sonrası meme uçları anne sütüyle silinmeli ve sütyen takılmadan önce mutlaka kurutulmalıdır. Islak kalan meme uçlarında mikropların daha kolay üreyebileceğini ve çatlakların oluşmasının hızlanacağını unutmayın.
    • Göğüslerin doğumdan sonra hacimlerini kaybetmesi, emzirme ve sağma, göğüslerin sarkmasına sebep olabilmektedir. Her gün dışarıdan içeriye doğru göğüslerinize masaj yapmanızda fayda var.
    • Göğüslerinizi destekleyen kasları çalıştırmak içinse, ufak bir egzersizi günde 20 kez tekrarlayın. Avuçlarınızı birleştirin ve kollarınızı omuz hizasında kaldırın, nefes alırken kollarınızı sıkıştırın. Üç saniye bekleyin ve nefes verin.

    Meme Bakımı Nasıl Yapılmalı?

    Bebeğinizi emzirseniz de emzirmeseniz de memeleriniz hamilelikten etkilenir. Emzirme döneminde doğacak ufak tefek sorunları önlenmek için uygulayabileceğiniz birkaç detay var.

    • Bu dönemde uygun ve kullanışlı bir “emzirme sütyeni” kullanın.  Aşırı sıkı olmayandestekleyici bir sütyen size, meme konforu konusunda yardımcı olur ve rahat süt vermenizi sağlar.
    • Memelerinizde rahatsızlık hissederseniz dönüşümlü olarak sıcak ve soğuk kompres uygulayın.
    • Sütyeninizi ıslanır ıslanmaz değiştirin. Sızıntı probleminiz varsa, “meme pedi” kullanın ve sıklıkla değiştirin.
    • Plastik emzirme pedleri kullanmayın ve mümkün olduğunca memelerinizi havalandırın.
    • Meme uçlarınızda çatlama ya da acıma oluyorsa, kuru ve ılık tutmak için mümkün olan herşeyi yapın. Mesela kendi kendinize biraz süt çıkarıp, meme uçlarınızda kuruyana kadar bekleyebilirsiniz. Çünkü sütünüz, çatlakların kapanmasına katkıda bulunan koruyucu bir tabaka oluşturur.

     
  • diyetzayifla 23:00 on 04 January 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Etiketler: MOL GEBELİK NEDİR NASIL TEDAVİ EDİLİR   

    MOL GEBELİK NEDİR NASIL TEDAVİ EDİLİR 

    Her kadının başına gelmesi muhtemel olan mol gebelik, oldukça ciddi bir hastalıktır. Gerçek hamilelik belirtileri ile ortaya çıkan bu gebelik şekli hakkında merak ettikleriniziKadın Hastalıkları ve Uzmanı Doç. Dr. Tolga Ergin anlatıyor.
    MOL GEBELİK NEDİR NASIL TEDAVİ EDİLİR

    Mol gebelik, gestasyonel trofoblastik hastalığı (GTH) başlığı altında sınıflandırılan ve halk arasında, “üzüm gebeliği” olarak da bilinen hastalıklar grubudur.

    Mol gebelik, yumurta hücresi ile spermin döllenmesi sırasında meydana gelen, genetik bir hata sonucu oluşan kromozomal yapının sebep olduğu bir durumdur.

    Bu hastalıklar grubu, embrionik dönemde bebeğin plasentasını ve de zarını oluşturan trofoblastik hücrelerden köken alan, aynı zamanda gebelik ürününün sağlıklı bir şekilde gelişme gösterememesi ile birlikte, rahim içinde üzüm tanesi gibi çok sayıda vezikül adı verilen, içi sıvı dolu yapıların olduğu, anormal bir gebelik şeklidir.

    Mol gebelik kimlerde daha sık görülür.

    Yurdumuzda sıklığı tam olarak bilinmeyen mol gebelik hastalıklarının oranı, ülkeler arasında önemli değişiklikler göstermektedir.

    Mol gebelik, kadınlarda doğurganlık döneminin hastalığıdır. 15 yaşın altında ve 40 yaşın üzerindeki kadınların gebeliklerinde daha sık görülür.

    Mol gebeliği kendiliğinden oluşabileceği gibi doğum, düşük veya dış gebeliğiniz sırasında da görülebilmektedir. Çok düşük yapmış olmanız riskinizi artırırken, çok doğum yapmış olmanızın koruyucu rolü olduğu uzmanlar tarafından kabul edilmektedir.

    Ayrıca istatistiklere göre, daha önce trofoblastik hastalık geçirenlerde, tekrar aynı hastalığa yakalanma ihtimaliniz artmaktadır. Eşinizin 45 yaşın üstünde olması, A vitamini eksikliğiniz, hiç doğum yapmamış olmanız da risk faktörleriniz arasında sıralanmaktadır.

    Mol gebeliğin belirtileri.

    • Mol gebeliği olanlarda, değişik sürelerde adet gecikmesi olur.
    • Kanama en sık ve genellikle ilk görülen bulgudur. Kanama koyu kahve renkli akıntı veya kan nakli gerektirecek kadar fazla miktarda olabilir.
    • Bazen vajinadan üzüme benzer tanecikler düşebilir.
    • Bulantı ve kusmanın olması olasıdır. Bu durum normal gebelikte görülen bulantı ve kusmalarla aynı olur.
    • Görülen genel hastaların yaklaşık yarısında, rahimleri gebelik haftasına göre beklenenden büyüktür.

    Mol gebelik tanısı.

    Günümüzde ultrasonografinin gebeliğin erken döneminden itibaren yaygın olarak kullanılması ile hastaların çoğunda teşhis erken dönemde yapılabilmektedir. Böyle bir durumda USG’de gebelik kesesi görülmez. Bunun yerine mol veziküllerinin oluşturduğu tipik görüntü izlenir.

    Mol gebeliğin tedavisi.

    Tercih edilen tedavi şekli genel anestezi altında, vajinal yoldan yapılan boşaltma işlemi olan vakum aspirasyonu olmalıdır. Yapılacak olan müdahale, steril ameliyathane şartlarında, tecrübeli bir hekim tarafından yapılmalıdır. Normal kürtaja göre risk ve komplikasyonlarınız daha yüksektir.

    Mol gebeliğin tehlikeleri.

    Mol gebeliği geçiren hastaların yaklaşık %10–15′inde plasentaya ait hücreler gebeliğin bitmesinden sonra da çoğalmalarını sürdürürler.

    Çoğalan plasenta hücreleri çeşitli yollarla diğer organlara yayılabilir. Yani akciğer ve vajinaya yayılmakla birlikte, vücudun tüm organlarına yerleşebilir. Uygun bir şekilde tedavi mümkün olmadığında bu yayılımlar sonucunda ölümle sonuçlanabilir.

    Mol gebeliğin takip ve tekrarı.

    Mol gebeliğiniz vücudunuzdan boşaltılmasından sonra genelde kabul edilen izlem süreniz 12 aydır. Mol gebeliğiniz, kürtaj ile vücudunuzdan uzaklaştırıldıktan sonra nadiren ilave bir tedaviye gerek olur.

     
  • diyetzayifla 20:00 on 04 January 2011 Kalıcı Bağlantı | Cevapla
    Etiketler: EMZİRME DÖNEMİNDE BESLENME   

    EMZİRME DÖNEMİNDE BESLENME 

    Emzirme Döneminde Nasıl Beslenmeli

    Emzirme döneminizde, anne sütü bebeğinizin bağışıklık sisteminin gelişmesi ve yeterli beslenmesi için en gerekli besindir.

    Emzirmede annenin salgıladığı süt, alınan besinlerin ürünüdür ve süt salgısı için annenin enerji, protein, yağ, vitamin, mineral ve sıvı tüketimi artırılmalıdır. Unutmayın, tıpkı hamileliğinizde olduğu gibi, bu dönemde de sizin iyi beslenmeniz, bebeğinizin sağlıklı şekilde büyümesi demektir.

    Uluslararası sağlık örgütleri ve doktorlar, bebeğin ilk altı ayında anne sütü ile beslenmesini önemle tavsiye etmektedirler. Yine bu dönemde annenin alkol ve sigara tüketmemesi, tüketilen yerlerde bulunmaması ve ilaç alımlarında doktoruna başvurması gerekmektedir.

    Anne günde en az 2 lt (yaklaşık 10 su bardağı) sulu gıdalar (su, süt, az şekerli limonata, komposto, çorbalar vb.) almalıdır. Annelerin günlük beslenmesinde süt, yoğurt, peynir, yumurta, kuru baklagiller gibi protein ve kalsiyum açısından zengin besinler, karbonhidrat içeren ekmek, makarna gibi gıdalar, ayrıca bol meyve ve sebze bulunmalıdır. Anne, süt verirken sigara içmemeli, çay ve kahve gibi besleyici değeri olmayan içecekleri tüketmemelidir.

    Emzirme döneminde annelerin sıvı ihtiyacı artar, günlük 2-3 litre civarında su tüketmeleri gerekir. Emziren annelere ve hamilelere özel % 100 doğal karışık bitki çayları tercih edilebilir. (Örn. :Milupa Still-Tee - anason, rezene, kimyon, melisa ve rooibos bitkilerini içerir.) Bitki çayları emziren annelerin artan sıvı ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olurken, anne sütünün arttırmaya yardımcı olur. Emzirmenin bebeğinizin bağışıklık sistemine katkısını anlatan Bağışıklık Animasonu’nu buradan izleyebilirsiniz.

    Emzirme Dönemi Örnek Beslenme Programı

    Kahvaltı
    1 su bardağı süt (kalsiyumla zenginleştirilmiş)
    1 yumurta + 30 gr. peynir
    1 yemek kaşığı pekmez- bal veya reçel
    2 ince dilim ekmek
    1 adet meyve, 1 havuç veya domates

    Ara öğün
    1 adet meyve veya komposto, taze sıkılmış şekerli meyve suyu

    Öğle- *Akşam
    4-6 yemek kaşığı sebzeli et yemeği (tavuk-balık-dana eti)
    1 porsiyon pilav veya makarna
    1 kase yoğurt veya 1 su bardağı ayran
    Mevsim salatası (zeytinyağlı)
    1-2 dilim ekmek
    1 adet meyve

    Ara öğün
    30 gr. Peynir, ekmek, domates ve 1 adet meyve, bitki çayları (papatya, ıhlamur, ada çayı) 1 tatlı kaşığı mevsim reçeli

    Yatarken:
    1 su bardak süt veya sütlü tatlı

    • aksam yemeklerinde çorba yenilebilir. Yemek aralarında ıhlamur, nane, papatya gibi bitki çayları, limonata, taze meyve suları içilebilir.

    Emzirme Sırasında Dikkat Edilmesi Gerekenler

    • Emzirmeye başlamadan önce ellerinizi yıkayın.
    • Emzirirken sırtınızı dayayabileceğiniz şekilde rahat oturun.
    • Emzirirken meme ucu ve etrafındaki kahverengi halkanın çocuğun ağzına tamamıyla kapatacak şekilde oturmasını sağlayın.
    • Emzirirken çocuğunuzun burun deliklerinin açık olmasına dikkat edin.
    • Her emzirme öğününden sonra bebeğinizin gazını çıkartın.
    • Beslenme programını bebeğinizin isteğine göre düzenleyin. Bu istek genellikle 2-3 saat aralıklarla olabilir, bu aralıklara uymaya çalışın.
    • Her gün banyo yapmıyorsanız, meme başlarını günde en az bir kez, ılık su ile silmelisiniz.

    Anne Sütü Yetersizse

    Bebeğiniz için en uygun gıda anne sütüdür. Ancak anne sütü bebeğin beslenmesi için her zaman yeterli olmayabilir. O zaman bebeğinizi doktorunuzun önereceği, anne sütüne yakın özellikler taşıyan bir mama ile beslemeniz gerekmektedir. Bir bebeğin tüm beslenme gereksinimini karşılayacak biçimde geliştirilmiş bir bebek mamasının aşağıdaki özelliklere sahip olması gerekmektedir:

    • Anne sütünde olduğu gibi sağlıklı büyüme için gerekli tüm amino asitleri içermesi
    • Anne sütü esas alınarak ayarlanmış, sindirimi ve emilimi kolaylaştıracak oranda bir yağ karışımı içermesi
    • Anne sütünde olduğu gibi karbonhidrat kaynağı olarak yanlızca laktoz içermesi (Laktoz; kalsiyum ve yağın emilmesini kolaylaştıracak, prebiyotik liflerle birlikte bağırsaklarda normal bakteri florasının oluşumunu sağlayacaktır.)
    • Anne sütünde de bulunan ve bebeğin bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlayan prebiyotik lif içermesi
    • Bebeğin henüz tam olarak gelişememiş böbrekleri dikkate alınarak anne sütündeki oranlarda mineral içermesi.
    Anne sütünün yetersiz olması durumunda, doktorunuzun tavsiye edeceği bebeğiniz için uygun mamalar ile bebeğinizin beslenmesini sağlıklı bir biçimde sürdürebilirsiniz.

    Emzirmeye ve İşe Devam Etmek

    Küçük bir bebeğiniz varsa ve işe geri dönecekseniz önceden birçok olayı iyice planlamanız gerekir. İşinizle emzirmeyi beraber yürütmeyi düşünüyorsanız şunları aklınızda tutun:

    • Süt rezerviniz tam dolana kadar biberona başlamayın. Çok erkenden başlamanız biberonun reddedilmesini önler, ancak erken başlamak meme karmaşasına yol açar ve süt miktarınızı azaltır. Birçok kadın için bu süre altı haftadır, ama bazı kadınlarda daha erken rayına otururken bazılarında daha uzun sürebilir.,
    • İşe geri dönmeniz gereken günden çok önce biberon vermeye başlayın. Altı haftadan önce biberona geçmek istemeseniz de daha geçe kalmayın. Bebek büyüdükçe onu biberona alıştırmanız zorlaşır. Bebeğinizin günde en az bir biberon dolusu destek besin almasını sağlayın; biberonla daha sonra ne vermeyi planlıyorsanız onu, yani anne sütü vaya mama verin. Mümkün oldukça bu öğünün evde olmayacağınız saatlere denk gelmesine dikkat edin.
    • Mama yerine anne sütü vermeyi düşünüyorsanız işe dönmeden önce sütünüzü toplama konusunda ustalaşmaya çalışın. Acil durumlar için 1-2 günlük süt yedeğiniz olsun. Mama kullanmayı düşünüyorsanız bile memelerinizden pompayla süt sağmayı öğrenin. Böylece süt kanallarınızın tıkanıp sütünüzün azalmasını önleyebilirsiniz.

    Emzirirken Bebek Nasıl Tutulmalı?

    Emzirirken bebeğinizin bütün vücudunun aynı düzlemde ve size dönük olmasına dikkat edin. Ayrıca bebeğinizin ağzı memenize yakın olmalı ki uzanmak için fazla çaba harcamasın. İsterseniz kendinizin ya da bebeğinizin yanlarına yastık koyarak da destek alabilirsiniz. Bütün bunlar bebeğinizin, memenizi tam ve doğru kavramasını kolaylaştırır. Bebeğinizi, emzirmek için değişik şekillerde kucaklayabilirsiniz.

    • Kucaklama: Pek çok anne için rahattır ve en sık uygulanan pozisyondur. Bebeğiniz kucakladığınız kolunuzun tarafındaki memeyi emer.
    • Ters kucaklama: Prematüre ya da kavramada güçlük çeken bebekler için uygundur. Emzirmediğiniz taraftaki kolunuzla bebeğinizi kavrayın ve diğer elinizle bebeğinizin başına ya da kendi memenize destek olun.
    • Koltuk Altı: İkizlerde, büyük göğüslü annelerde veya  çökük meme başı durumlarında uygulanır. Emzireceğiniz göğsün olduğu koltuk altına doğru bebeğinizi uzatın.
    • Yatarak: Sezaryen doğum, problemli veya normal doğum sonrası yorgun olan annelere emzirirken dinlenebilme imkanı sağlar. Bebeğinizin yüzü ve bedeni size dönük olmalıdır.

    Emzirme Tekniği Nasıl Olmalı?

    • Sakin ve gürültüsüz bir ortamda, rahat oturmalısınız. Çünkü fiziksel rahtlama, süt salınımını da rahatlatır.
    • Bebeğinizi tüm vücudunu kendinize dönük olarak tutun ve kollarının memenize ulaşmasına engel olmamasına dikkat edin.
    • Emzirmeye başlamadan önce, bebeğinizin burnunun açık olmasına dikkat edin. Açık değilse temizleyin.
    • Emzirmeye başlamak için bebeğinizin başını memenize doğru itmeyin ya da meme başınızı ona zorlayarak vermeyin. Çünkü bu onu sinirlendirebilir ve emmeyi reddetmesine neden olabilir. Meme ucunuzdan bir damla süt çıkarın ve bebeğinizin yanağına dokundurarak arama refleksini uyarmalı ve meme başını kendisinin bulmasını sağlamalısınız.
    • Emzirmeye başlamadan önce serbest olan elinizin baş ve işaret parmağıyla göğüs halkanızın üst kısmını, diğer üç parmağınızla da alt kısmını tutmalı ve hafifçe bastırmalısınız. Bu şekilde hem sütün kanallara akışını kolaylaştırır hem de bebeğinizin burnunun gömülmesini engelleyerek rahat nefes almasını sağlarsınız.
    • Emzirmek canınızı acıtmamalı! Eğer acı duyarsanız muhtemelen bebeğiniz memenizi yanlış kavramıştır. Onu nazikçe memenizden ayırın ve tekrar deneyin.
    • Emzirmeniz bittiğinde memenizi bebeğinizin ağzından zorlayarak çekmeniz, meme başına zarar verebilir. Bebeğinizi memeden ayırırken küçük parmağınızı yavaşça ağzının kenarından içeri sokarak emme basıncını kesin ve memenizi rahatlıkla çekin.

     
c
Yeni yayın oluştur
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
Go to top
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
Vazgeç
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.